Konuşma Bozuklukları Uzmanı Çiğdem Gülerman’dan Konuşma Bozuklukları ve Terapisi
Uzman Çiğdem Gülerman’ın kaleminden çocukluk ve yetişkinlikte rastlanan konuşma bozuklukları yazı dizisi….

KONUŞMA BOZUKLUKLARI  ve TERAPİSİ
Konuşma kişinin kendisi ve çevresiyle dengeli ilişki kurma ve sürdürmesine yarayan iletişim biçimidir. Geleneksel sesli sembollerin kullanıldığı bir sistemdir. Konuşma sözel dile dönüştürülmüş düşüncelerin insan sesleri yardımıyla dışa vurulmasıdır. Hepimiz duygu ve düşüncelerimizi birbirimize aktarma ihtiyacındayız. Bu nedenle konuşma çok önemlidir. Temeli doğuştan olan, ancak sonradan öğrenilen bir beceri olduğu için, öğrenmeyi etkileyen etmenler konuşmanın öğrenilmesini de etkiler.
 
Konuşma Bozuklukları ve Terapisini iki ana grupta incelemek gerekir;
 
1- Yetişkinlerde görülen konuşma bozuklukları,
 
2- Çocuklarda görülen konuşma bozuklukları,

YETİŞKİNLERDE GÖRÜLEN KONUŞMA BOZUKLUKLARI ve TEDAVİSİ 
 
1- AFAZİ: 
 
Beyin hastalıklarına bağlı olarak ortaya çıkan lisan bozukluğudur.
 

Önceden normal olan fonksiyonların;
.Konuşma
.İsimlendirme
.Duyarak anlama
.Okuma
.Okuduğunu anlama
.Yazma (kendiliğinden, söylenileni, bakarak)
.Sesli okuma
.Tekrarlama
.Şekil kopya etme
.Hesap işlemleri  bozulmasıdır.
Bir veya bir kaçının bozukluğu görülür.

Bu fonksiyonlar; beynin dominant yarımküresinde yer alan özel merkezlerde ve bu merkezler arasındaki bağlantı yollarında gerçekleşir. Büyük çoğunlukla, lisan fonksiyonları sol beyin yarımküresindeki alanlarda gerçekleşir. Sağ elini kullananların hemen hepsinde, sol elini kullananların da, yine yarısından fazlasında sol beyin yarımküresi dominanttır. Hareket kontrolü açısından çapraz bir durum söz konusudur. Sol beyin yarısında oluşan lezyon sonucunda sağ beyin yarısında kuvvet kaybı (felç-inme) ve konuşma bozukluğu (afazi) görülür. Lezyonlar akut, subakut ve kronik gelişimli olabilir. 

Bağlı olduğu nedenler şöyle sıralanır;
1-Serebrovasküler hastalıklar (Beyin damarlarının kanama veya tıkanması dolayısıyla ilgili olduğu alanı kanlandıramaması)
2-Beyin tümörleri
3-Kapalı ve açık kafa travmaları
4-Epilepsi
5-Dejenerantif hastalıklar
6-Enfeksiyonlar
7-Multiple skleroz
8-Migren

Hangisi olursa olsun, hastanın Afazi Testi ile değerlendirilmesi ve test sonucuna göre tedavinin planlanması gerekir. Afazi testinin konuşmanın ortaya konması, duyarak anlama, okuduğunu anlama, seli okuma tekrarlama, yazma, sayısal işlem yeteneklerini ölçebilmesi gerekir. Ek olarak hasta ile ilgili yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, el kullanım baskınlığı, öz geçmişteki hastalıklar, diğer nörolojik bulgular ile ilgili bilgileri içeren bir bölüm olmalıdır. Lisan ülkeden ülkeye değişen çok farklı kurallar içerebilen  ve kültürel düzeyden etkilenen bir fonksiyonlar bütünü olması nedeniyle, Afazi Değerlendirmesinin özel koşullar dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.


Afazi testinin ne zaman yapılacağı da önemli bir konudur. Akut olgularda ne fazla aceleci olmalı, nede gereğinden geç kalınmalıdır. İlk değerlendirme için afazik tablosunun stabil hale gelmiş olması ve şuur bozukluğu bulunmaması gerekir. Bunun için en ideal zaman ilk 7- 10 gündür. Gün içerisinde hastanın iletişim gözünün en yüksek olduğu saat göz önüne alınarak uygulanmalıdır. 
 
Afazikler değişik ruhsal tepki gösterebilir. Bu tepki konuşmaları tutuk ve derdini anlatamayanlarda daha çok depresyon ve yalnız kalma eğilimi biçiminde, konuşmaları akıcı ve karmaşık olanlarda ise aşırı duygusal davranışlar şeklinde ortaya çıkar.
 
Afaziden düzelme faktörleri sebebine, hastanın yaşına, cinsine, eğitim düzeyine, lezyonun yeri ve genişliğine, afaziye eşlik eden diğer nörolojik bulgulara, afazinin oluşmasından itibaren geçen süreye ve rehabilitasyonun etkisine bağlı olarak değişir. 

 

En çok rastlanan iki afazi tipinden ilki. Motor Afazi (Broca Afazisi – Akıcı olmayan Afazi) dir. Konuşmanın tutuk, anlaşılması zor ve kelime köklerinin yalnız başlarına kullanımlarından  ibaret olduğu, duyarak anlamanın az, okuduğunu anlamanın daha fazla etkilendiği, tekrarlama fonksiyonunun bozuk olduğu, ağır kelime bulma güçlükleri dolayısıyla isimlendirmenin neredeyse imkansız hale geldiği yazı örneğinin konuşma çıkışına uygun olarak bozulduğu bir afazi tipidir. Sağ kol ve bacakta kuvvet kaybı, konuşma kaslarında kontrol yetersizliği ile seyreder. Başlangıçta silik olan duyarak anlama bozukluğu kısa süre içinde toparlanır. Okuduğunu anlama bozukluğu daha yavaş bir seyirle ama belirgin biçimde düzelir. Konuşma, tekrarlama, sesli okuma, isimlendirme, yazma ve hesap işlemlerine yönelik çalışmalara ağırlık verilir.
 
Diğer akıcı afazi ( Wernicke Afazisi) dir. Konuşmanın akıcı engelsiz fakat anlam açısından isabetsiz olduğu, duyarak ve okuyarak anlamanın belirgin biçimde bozulduğu, tekrarlamanın mümkün olmadığı, isimlerin anlaşılmaz,yanlış kelimelerle bozulduğu, yazı örneklerinin de konuşma çıkışına uyduğu bir afazi sendromudur. Çok hafif kuvvet kaybı tabloya eşlik edebilir. Öncelikle anlama fonksiyonlarına yönelik çalışmalara ağırlık verilir.  
 
Afazik hastalarının psikososyal problemlerinin kökeni, daha önceden her yönüyle normal yaşam sürdüren kişilerin birden bire hem fiziksel, hem de iletişimsel büyük bir yıkıma uğramalarıdır. Afazinin başlangıcından itibaren hastanın yakınları bu durum hakkında geniş ölçüde bilgilendirilmeli ve hastaya yönelik olarak anlayışlı olmaları sağlanmalıdır. Hastadaki düzelme görünürde en ufak işaret yakınları ve terapisti tarafından desteklenmelidir. Hastanın uykusuz, yorgun, sinirli olduğu anlarda  tedaviye zorlanmaması gerekir. Hasta bir şey söylemek istediğinde konuşma şansı vermek, sabırsızlık yaparak engellememek,başlangıçta hatalı harfleri düzeltmeye kalkışmamak doğru yaklaşım olacaktır.Bir önceki başarısı ile değil, sadece ilk afazik durumu ile şimdiki durumu kıyaslamak gerekir.  
 
Dr. H. Gardner, bir çok insanın eskiden beri odaklanmış oldukları mantıksal zekadan (matematik ve fende başarılı olmamıza yarayan şablonları tanımlamamıza, mantık ve tümden gelim algısı için gerekli olan zekadan) daha fazlası olduğunu tespit etti.Mantıksal zeka IQ   testleriyle ölçülebilen zekadır ve onlarca yıldır zeka olarak anılan tek eğilim budur. Dr. Gardner zekayı farklı görmüş ve mantıksal zekanın yanı sıra altı adet başka zeka türü tanımlamıştır.
 
Bu zeka türlerinden dört tanesi şöyledir; yazı yazmamızı, iletişim kurmamızı, diğer dilleri iyi öğrenmemizi sağlayan sözel dilsel zeka; sesleri, perdeleri, ritimleri algılamamızı ve beste yapıp müzikte başarılı olmamızı sağlayan müzikal zeka; bedenimizi ve kas sistemimizi becerikli bir biçimde ( dansçılar, sporcular, jimnastikçiler gibi) kullanmamızı sağlayan bedensel-kinestetik zeka; alanlardaki kalıpları tanımaya ve alanı yaratıcı biçimde kullanmaya yarayan görsel-mekansal zekadır. Mimarlar, inşaatçılar, geometride başarılı olanlar ve görsel sanat yaratıcılarının çoğu görsel-mekansal zeka kategorisindedirler.
 
Dr. Gardner tarafından tanımlanan diğer iki zeka türü ise, diğerlerinin eğilimlerini, motivasyonlarını ve arzularını anlamamızı sağlayan kişilerarası sosyal zeka ile kendi eğilim, motivasyon ve arzularımızı anlamamıza yarayan kişisel içsel zekadır. Bu zeka türleri sosyal dünyada bize yol gösteren çok önemli rehberlerdir. Şu an bu satırları okurken sözel-dilsel zekanızı kullanmaktasınız. Zeka türlerinden hiçbiri diğerleri olmadan varlık gösteremez.
Örneğin şu an müzikhal zekanızı hiç kullanmıyormuşsunuz gibi gelse de, müzikal yetenek, dili kullanmak ve anlamakla ilintilidir, çünkü dil ; ritim algısı, işitsel yetenek, sözel ifade ve dinlemeyi gerektirir.  Bir şey okurken sayfaya yazılmış sözcükleri deşifre edip ne anlattığıma, ne tasarlayıp neyi anlamanızı istediğime karar verirken kişiler arası sosyal zekanızdan faydalanıyorsunuz. Ayrıca karşılık vermek, tepki göstermek ve okuduklarınız arasından geçerek kendi tavırlarınızı hissetmek için de kişisel zekanız işbaşında oluyor.
 
2 – DEMANSİYEL KONUŞMA BOZUKLUKLARI 
 
Demans günlük yaşantıdaki olağan aktiviteleri devam ettirememe şeklinde tanımlanabilir. Demansta bellek, dikkat konsantrasyonu,  planlama, düşünme, konuşma gibi fonksiyonlarla beraber, davranış kontrolü ve duygulanım mekanizmaları da etkilenir. Normal zihinsel yaşlanmada, günlük yaşamı belirgin olarak etkileyen beyin hücrelerinin kaybı söz konusudur. Bu kaybın miktarı ve hızı artarsa beyin normal fonksiyonlarını yerine getiremez hale gelir ve demans tablosu ortaya çıkar. 
 
ALZHEIMER Demansı, demansların en büyük grubunu oluşturur. Hastaların yaklaşık %30’nda ailede bunama öyküsü vardır. Bununla beraber  genetik risk faktörleri tek başına yeterli değildir. Hastalığın ortaya çıkmasında beyin dokusundaki iltihabi durum, beyin hücrelerinin enerji gereksinimini karşılayan damarlardaki kanama veya tıkanma gibi mekanizmalarda etkilidir. Soyut düşünme ile ilgili sorunlar, yargılamada bozulma, mesleki beceri ve sosyal aktiviteleri etkileyen bellek yitimi, cisimleri ve yüzleri tanıma yetisinde kayıp, kişisel eşyaların sürekli olarak yanlış yerlere konulması, kişilik ve davranış değişiklikleri, yol- yön tahininde güçlük, depresyon, zaman ve mekan algısında bozulma ve KONUŞMA BOZUKLUKLARI (Özellikle isimlendirme bozukluğu)ile seyreder.
 
Kadınlarda erkeklere oranla Alzheimer hastalığına yakalanma sıklığı daha fazla bulunmaktadır. Depresyonun olumsuz etkileri bildirilmektedir. Düşük eğitim düzeyinde hastalığın sıklığı artmaktadır. Ciddi kafa darbelerinin risk faktörü olabileceği düşünülmektedir. Hipertansiyon, hipotansiyon, kan yağları yüksekliği, sigara kullanımı, tip 2 diyabet, damar sertliğinin, Alzheimer hastalığı olasılığını arttırdığı düşünülmektedir. 
 
Başlangıçta isim hafızası kusurlu olduğu halde, lisanın diğer yönleri korunmuştur. Ancak lisan ve iletişim zamanla daha da etkilenir. Anlatım gücü gittikçe azalır, özet hale gelebilir veya yok olabilir. Geç dönemlere kadar işitsel anlama normal kalsa da, okuma ve yazılı ifade bozulur. Hesap yapmada bozukluk ve önceden bildiği yollarda kaybolma başlar. Daha geç dönemlerde kendi kendine giyinemez, beslenemez, tuvaletine özen göstermez ve devamlı bakım gerektiren duruma  gelir. Erken evrelerde okuma, bulmaca çözme gibi zihinsel işlevleri desteklemenin, yapabildikleri her işi desteklemenin, günlük faaliyetler ve ev işleri ile ilgili sorumluluk vermenin kişinin yeteneklerini daha uzun süre koruması yönünden faydası vardır.
 
KONUŞMA TERAPİSİ’ nde isimlendirme, okuma, yazma , hesap gibi fonksiyonlara sağ- sol ayrımı saat ve gün takibi, mekan algısı gibi faaliyetlere, obje tanıyamama gibi aksamalara yönelik ve sosyal ilişki  dramalarını da kapsayan destek tedavisi uygulanır. Kelime ve şekil – bellek çalışmaları, dikkat çalışmaları yapılabilir. 
Otizm,Disleksi,Down Sendromu, Kekemelik ve Serebral Palsi(CP) gibi Çocuklarda görülen konuşma bozuklukları ile devam edeceğiz…..

Konuşma Bozuklukları Uzmanı 
Çiğdem Gülerman

 

 

Çocuklarda Konuşma Bozuklukları 
Konuşma genellikle taklit yolu ile öğrenilen bir beceridir.  Her çocuk önce yakın çevresinde konuşulan dili öğrenir. Buna anadil denilmektedir. 
Çocuklarımızda konuşma ve okuma – yazma fonksiyonlarının oluşumunu ve normal sürecini bilmek, aksaklıkları ve yapılması gerekenleri daha çabuk kavramamızı sağlayacaktır.
Doğumdan 6. aya kadar :
Dil Gelişimi:
Bebek seslere tepki gösterir. Gözlerini ve kafasını sesin geldiği yöne doğru çevirir ve kendi kendine ses çıkartır.
Anne- Babalara Öneriler:
Bebeğinizle sakin ve sevecenlikle konuşun. Ona tekerleme ve şarkı söyleyin. Onunla gülüp oynayın. Basit sözcüklerle ne yaptığınızı anlatın. Bebeğinizin çevresindeki kişileri, eşyaları ve işittiği sesleri adlandırın.
EĞER;
Çocuğunuz sessizleşirse, seslere karşı tepki gösterin. Sizinle bakışmıyorsa ve özellikle 6. aydan sonra susarsa mutlaka bir uzmana danışın.

12. aydan itibaren
Dil gelişimi:
Çocuk basit dille söylenileni anlar (topu getir denildiğinde topu getirir.) ‘’Anne’’ ve “Baba’’der, ismi söylendiğinde tepki gösterir. 

Anne – babalara öneriler:
Melodik sesle konuşmak çocuğun dili daha iyi anlamasını sağlar, bu nedenle ses tonunuzu değiştirerek, ifadeli bir şekilde konuşun. Çocuğunuzun konuşmaya karşı ilgisini uyandırın. Onun isteyerek ve severek konuşmasını sağlayın. Ona çeşitli iletişim biçimleri olduğunu gösterin. 
EĞER;
Çocuğunuz tek sözcük dahi konuşamıyorsa, sadece el ve yüz hareketleriyle veya işaretleriyle anlaşıyorsa mutlaka bir uzmana danışın.
18. aydan itibaren:
Dil Gelişimi:
Çocuk çok basit cümle ve emirleri anlar. Tanıdığı eşyaları adlandırır. Sözcük dağarcığı genişler.
Anne – Babalara Öneriler:
Çocuğunuzla konuşurken basit cümleler kurun. Bebek dilinden sakının. Onula birlikte yaşına uygun resimli kitaplara bakın. Çocuklara yönelik televizyon programlarını izlerseniz, mutlaka birlikte izleyin ve daha sonra izledikleriniz hakkında konuşun.
EĞER;
Çocuğunuzun konuşması duraksar veya gerilerse, konuşmayı tamamen bırakırsa mutlaka bir uzmana danışın.
24.Aydan İtibaren 
Dil Gelişimi :
Çocuk uzun kelimeleri anlar.Kendi ismini söyler. 2-3 sözcüklü cümleler kurar.
Anne – Babalara Öneriler: 
Ona yeni kavramlar sunun ki, sözcük dağarcığı genişlesin. Söylediklerinizi tekrarlamasını istemeden, onun söylemek istediğini düzelterek tekrarlayın.
EĞER;
Çocuğunuzun sözcük dağarcığı geniş değilse, yani kendisi anne- baba gibi sözcükler haricinde pek fazla konuşamıyorsa, konuştuğu hiç anlaşılmıyorsa, 2 sözcüklü cümleler (anne gel gibi) kuramıyorsa ve aslında çocuğunuzun sizi anlamadığını hissediyorsanız mutlaka bir uzmana danışın.
36. aydan itibaren:
Dil Gelişimi:
Çocuk basit hikayeleri anlar, cümle kurar, sorular sorar.
 Anne- Babalara Öneriler:
Çocuğunuzu dikkatle dinleyin. Duygu ve düşüncelerini sıralamada ve ifade etmesinde yardımcı olun. Biberon  ve emzik alışkanlığını bırakması için çocuğunuzu cesaretlendirin.
EĞER;  
Çocuğunuz yabancı kişileri anlamıyorsa,kurduğu cümlelerde fiil(yürümek, koşmak) veya sıfat (şişman, zayıf) gibi sözcük türlerini pek az kullanıyorsa sözcüklerin çoğul eklerini (örneğin; atlar, bebekler gibi) kullanmıyorsa ve henüz basit cümleler kuramıyorsa mutlaka bir uzmana danışın.
48. aydan itibaren:
Dil Gelişimi:
Çocuk yetişkinler gibi cümle kurar.
Anne- Babalara Öneriler:
Ona hikayeler okuyup, masallar anlatın. Bir şey anlatırken bir siz konuşun, bir o konuşsun. Ona da söz hakkı verin.
EĞER;
Cümle kurmakta zorlanıyorsa, dilimizin kurallarına aykırı cümleler kuruyorsa(ben parka gittik gibi), her zaman anlaşılır bir şekilde konuşmuyorsa veya basit konuları ifade edemiyorsa mutlaka bir uzmana danışın.
Konuşma tedavisine mümkün olduğunca erken  başlamak  gerekmektedir. Tedavi süresi hastanın durumuna bağlı olup kişiden kişiye değişmektedir. Geç başlanan tedaviler daha zordur ve daha uzun sürerler.
Çocuklarda okula başlamadan önce tamamlanmış konuşma tedavileri, okul başarısını arttırır.
Bu bilgiler ışığında çocuklarda görülen konuşma bozukluklarını altı başlıkta toplayabiliriz
ARTİKÜLASYON BOZUKLUKLARI (SESLETİM HATALARI)
SEREBRAL PALSİ(CP),Beyin Felci
KEKEMELİK 
OTİZM
DOWN SENDROMU
DİSLEKSİ
ARTİKÜLASYON BOZUKLUKLARI (SESLETİM HATALARI)
Artikülasyon bozukluğunun nedenleri organik ve fonksiyonel olarak iki grupta toplanır:
Organik Nedenler: Konuşma organlarındaki (ağız, burun, yutak, bir ya da birkaç organik bozukluğun sonucu görülür. Dudaklarda en sık görülen yapısal bozukluk üst dudak yarıklığıdır (tavşan dudak). Dudak sesleri olan p,b,m,f,v sesleri bu durumda bozuk çıkar. Dişlerin eksik ve düzensiz olması durumunda s,ş,f harfleri iyi çıkmaz. Çenenin yapısı ve devinim yeteneği bazı seslerin çıkarılmasında önemlidir. Alt çenenin gereğinden fazla geride olması, ön üst ve alt dişlerin doğru basacak biçimde oturmaması, alt çenenin aşağı-yukarı, sağa-sola devinim hareketlerinin yetersizliği artikülasyonu olumsuz yönde etkiler.
Burun kemiğinin eğri, çatlak ve burun mukozasında et kitlesinin olmasında etkili olur. Dil kasları  ve sinirlerindeki  patolojiler, damağın aşırı yüksek ya da düz olması, küçük dilin hasarlı ya da bir yana kaymış olması, yumuşak damağın felçli ya da gereken yumuşaklıkta olmaması sesin bozuk çıkmasına neden olur.

Fonksiyonel Nedenler: Konuşma organlarının sağlam oldukları halde görevlerini yerine getiremedikleri diğer durumlarda görülür. İşitme engelleri ses algısını etkiler. Mental gerilik artıkça artikülasyon bozukluğunun derecesi de artar. Artikülasyon bozukluklarının bazıları ise tamamen yanlış öğrenmeye bağlıdır. Evde konuşulan dil, çocuğun konuşma isteğinin kırılması durumları da artikülasyon bozukluğuna neden olur.
 Bazı durumlarda konuşma bozuklukları, duygusal çatışmaya bağlı olarak gelişir. Düzeltilmesi en güç olan artikülasyon bozuklukları duygusal uyumsuzluğa bağlı olanlardır. Bu gibi olgularda mutlaka psikolojik destek tedaviye eklenmelidir. Artikülasyon bozukluğunun arkadaş, anne-baba yada öğretmenle yapılan konuşmalarda farklılık gösterip göstermediği de belirlenmelidir. Artikülasyon bozukluklarının tanısında çeşitli testler uygulanmaktadır. Sözlü-nesneli, resimli ve yazılı artikülasyon testleri şeklindedir.
Artikülasyon bozukluğunun tedavisinde beş basamak izlenir;
Nedenlerin ortadan kaldırılması: Başarılı terapi için artikülasyon bozukluğuna neden olan etmenlerin bilinmesi gerekir. Nedenlerin bir kısmı bozukluğu yaratır, bir kısmı bozukluğu sürdürür. Bunların tespit edilip    mümkünse ortadan kaldırılması veya etkisinin azaltılması tedavide başarı sağlar.
Bozukluğun farkına vardırılması: Kişi konuşurken konuşmasında bozukluk olup olmadığının farkında olmayabilir. Çünkü konuşurken kendi konuşmasından çok kendi düşündüğünü dinler. Konuşmasında bozukluk olduğunun farkında olmayan kişinin bunu düzeltmek için kendiliğinden bir çaba harcaması beklenemez. Çocuğun yaşı, cinsiyeti, ilgi alanları ve yetenekleri de dikkate alınarak bir tedavi programı düzenlenir. Sözcük-resim çalışmaları, sözcük tekrarı çalışmaları ve ses kaydı çalışmaları ile bozukluğun fark edilmesi sağlanır. Bazı çocuklar bozukluğun fark edilmesi aşamasında bile bozukluğu düzeltebilirler.
Bozuk seslerin düzeltilmesi: Konuşma ve artikülasyonda vücudun bu etkinlik için bir bütün olarak hazır olması gerekmektedir. Vücut tümüyle ve özellikle artikülasyon organları ve çevresi gerginlik içinde olursa organlar artikülasyon görevlerini gereğince yerine getiremezler. Bazı gevşeme egzersizlerini yapmak yararlı olabilir. Yanlış çıkarılan seslerden önce fonksiyonel nedene bağlı bozuk sesi ele almak, sonra organik bozukluğa bağlı olarak bozuk çıkan seslere geçmek gerekir. Çeşitli çalışmalar sonucu çocuk yanlış sesi doğru çıkarmayı öğrenir ancak bu sesi konuşmada hemen kullanamaz. Yeni sesin konuşmada  kullanılabilmesi için  pekiştirilmesi gerekir. Çeşitli çalışmalarla pekiştirme yapılır.
Düzeltilen seslerin konuşmada kullanılır hale getirilmesi : Sistematik ve düzenli bir
çalışma gerektirir. Okuma-yazma bilenler için sözcük listesi, bilmeyenler için resimler kullanılır. Seçilen sözcükler çocuğun sık sık kullanacağı ya da her gün çevresinde görebileceği nesnelerle ilişkin olmalıdır. Çalışılan ses tekrarlarla heceye ve sonra sözcüğe dönüştürülür. Günlük yaşamda yeri geldiğinde kullanmaya teşvik edilir. 
Tedavinin sona erdirilmesi ve izleme: Bu dönemde yapılacak çalışmalar giderek çocuğun kendisini yönetmesine yönelik olmalıdır. Önce uzmanın etkinliği azaltılır, anne-babanın ve öğretmenin etkinliği artırılır. Anne-babanın en önemli görevi artikülasyon bozukluğu olduğunu fark ettikleri çocuklarına bu durumdan kaynaklı kaygı verici bir ortam yaratmaktan kaçınmaktır. Ayrıca uzman ve öğretmenin önerileri doğrultusunda tedaviyi günlük yaşama dökme konusunda hassas davranmaları gerekmektedir.

Konuşma Terapisi Uzmanı 
Çiğdem Gülerman
 
 
 
 
 
 
 

Beyin Felci- Serebral Palsi – C.P.

C.P. ,bebek ve çocuk beyninde oluşan bir hasara bağlı kalıcı duruş, hareket ve denge kusurudur. Doğum öncesinde, doğum anında ya da doğum sonrasında beyinde gelişen hasarlar söz konusudur. Beyindeki zedelenme ilerleyici değildir, ancak  beyindeki bazı merkezlerin işlevlerindeki  bozukluklar nedeni ile çocuğun yürüme, denge kurma ve el hareketlerindeki güçlük zamanla artabilir. Konuşma ve yutma güçlükleri vardır.
Cerebral Palsy’de yutma, bozukluk gösteren en önemli fonksiyonlardan biridir. Orofasiyal (ağız-yüz mimik) kasların kontrol mekanizmasındaki bozukluk nedeniyle salyanın birikerek istem dışı olarak ağız boşluğundan dışarıya akma durumu, C.P.li çocukların %10.37 sinde görülür. Baş kontrolü ve dudak çevresi kaslarının geliştirilmesine yönelik egzersizlerin salya kontrolüne yardımı olmaktadır.  Yutma, besinin ağza alınışından, mideye geçişine kadar olan bir süreçtir. 
Dört evreye ayrılır:
          
Oral hazırlık( yiyeceğin ağza girmesine kadar olan dönem)
Oral evre
Farengeal evre
     Özefagal evre (yemek borusu)
Oral hazırlık evresi ve oral evre istemli olarak kontrol edilir. Farengeal ve özefagal evrede fonksiyonlar otomatik gerçekleşir. Yutma güçlüğü yutmanın evrelerinden herhangi birinde meydana gelir. Ağızda yutma sonrası kalıntı, penetrasyon, aspirasyon, reflü görülebilir. Temel olarak dehidratasyon(susuz kalma ), malnutrisyon (beslenme bozukluğu), aspirasyon (hava yollarına besin maddesi kaçması) ve buna bağlı olarak pnömoni semptomları görülür.
C.P.li çocukların %60ında yutma güçlüğü , %75inde reflü görülme riski vardır. Yaşamlarının ilk 12 ayında %57 oranında emme ve yutma güçlüğü yaşarlar. Zayıf dil ve dudak hareketleri, yutma refleksinde gecikme, zayıflamış özefagiyal peristeltik dalga hareketleri, dil itme refleksi, kaybolmamış ısırma refleksi, tatlara aşırı duyarlılık, yutma öncesi, esnası yada sonrasında öksürme ve pnömoni, yutma bozukluklarının temel belirtileridir. Aspirasyondan sorumlu diğer etken solunum ve yutma arasındaki koordinasyonun bozulmasıdır. Yutma bozukluklarında rehabilitasyon, direkt yada indirekt olarak  yutma ile ilgili yapıların uyarılması yada yatıştırılması esasına dayanmaktadır.
C.P.li çocuğun dil değerlenmesine, anlam seviyesini tespit ederek başlayabiliriz.Sonra (oralperiferal değerlendirme) dudaklar ve dil – kas kuvvet kaybı ve asimetri açısından değerlendirilir.
Çene eklemi; eklem biçimi ve kapanma pozisyonu ile hareket genişliği açısından değerlendirilir. Nazal emisyonun olup olmadığı, yumuşak damak hareketlerinin sağlıklı yapılıp yapılmadığı, yerken , içerken burundan gelme gibi istenmeyen durumların olup olmadığına bakılır. Kas gücünü istemli olarak kullanıp kullanmadığına bakılır.
Solunum değerlenmesi yapılır. Uygun nefes alıyor mu, nefesi ile koordine olarak doğru yerde konuşmaya başlayabiliyor mu, solunum kaslarını yeterli kullanabiliyor mu, değerlendirilir. Hava basıncını konuşmanın gereğine göre yavaş yavaş azaltıp azaltmadığına bakılır.
Sesin yüksekliği az mı, fazla mı, değişken mi( larinks fonksiyonları ve fonolojik değerlendirme) bakılır. Özellikle spastiklerde görülen ses üretilememesi, kısık veya zorlamalı ses durumunun değerlendirmesi yapılır. Konuşabilenlerde, konuşma hızı, vurgular, duraklamalar ( prozodik değerlendirme) yapılır. Dildeki ses üretimi (artikülasyon) değerlendirilir.
Tutarlı hatalar bir motor bozukluk olan Dizartri tutarsız hatalar Apraksi olarak değerlendirilir. Ayrıca söz dizimi (sontaks) ve takılar ( morfoloji) açısından değerlendirilir. Bu değerlendirilmeler sonucu oluşturulan program ile olmayan fonksiyonların oluşturulmasını,yetersiz olanların desteklenmesini içeren terapiye başlanır.
 C.P. de yaşam boyu konuşma tedavisi gerekir. Ancak sürekli terapi motivasyonu azaltabildiği, bıkma, reddetme gibi durumlara yol açabildiği için, uygun aralıklarla hazırlanmış bir program uygulaması daha doğru olacaktır.
Anormal reflekslerin azaltılması, istenilen hareketlerin arttırılması yöntemlerinden yararlanılabilir. Konuşma çalışmaları ve ağız (dil- dudak) egzersizleri yapılabilir. Ses çalışmaları, solunum çalışmaları, konuşma hızını ayarlama çalışmaları, emme- üfleme-yalama-balon şişirme benzeri egzersizler yapılabilir. Bunların elde edilmesi durumunda kelime çalışmalarına geçilir, pozisyonlama ve çevresel düzenleme yapılır.
KEKEMELİK
Bireyin anlamlı konuşma çabasının psikolojik veya nörolojik nedenlerle  bozulması, konuşma cesaretinin kırılması, bazı ses ve sözcükleri tekrar etme, uzatarak söyleme ya da başlayamama görülmesi şeklindeki, konuşmanın ritim bozukluğudur.
Bunlara ek olarak anlamsız yüz mimikleri ve el- kol hareketleri tabloya eşlik etmeye başlar.
İlerleyen süreçte birey, kaygı ve üzüntü yaşayarak konuşamama durumunu fobik bir temele oturtur. Çevresindekilerin hoş görüsüz tutumlarının eklenmesi ile kekeleme davranışı daha da ilerler. İstenilen konuşmayı sergileyememesinden kaynaklanan gerilim düzeyinin yükselmesi ile sorun daha da kalıcı bir hal alır.
Bu kısır döngüye giren çocuğun kendisini kurtarması kolay olmaz. Çekingenlik, utangaçlık, güvensizlik gibi ek belirtiler gelişir. Bu durum çocuğun arkadaş ilişkilerini ve okul başarısını önemli ölçüde etkiler. Belirli harf ve kelimelerde kekemeliğin ortaya çıkacağına yönelik korku, konuşmaktan kaçınma davranışına yol açar. Kekemelerin motor aktivitelerindeki düzensizlik yalnızca çene, dil, boyun kasları, burun deliklerinin açılıp kapanması değil, gövdede, kol ve bacaklarda abartılmış ve ilgisiz hareketler olarak görülmektedir.
Genel nüfusta kekemeliğin görülme sıklığı %3’e yakın olarak tahmin edilmektedir. Kız çocuklarına kıyasla erkek çocuklarda daha sık görülmektedir.
Araştırmalar kekemeliğin gelişiminde bazı kalıtsal faktörlerin bulunduğunu, ancak kalıtsal yatkınlığın çevresel etkilerle değişikliğe uğrayabileceğini göstermektedir.
Normal konuşmalarda göğüs ve karından nefes alma arasında uygunluk olduğunu, kekemelerde ise göğüs ve karın hareketlerinin uyumsuz olduğu görülmüştür. Kekemeler farklı kişiler karşısında çeşitli derecelerde kekeler. Kekemenin, kekelemeden rahat ve düzgün konuştuğu durum ve anlar vardır. Orta derecede bir kekeme konuştuğu sözcüklerin ancak %10’u oranında kekeler.
Şarkı söylerken, kendi kendine konuşurken, oyun oynarken ya da çalışma esnasında konuştuğunda kekelemez. Şarkı söylerken kekelememenin nedeni, şarkı daha önce beyinde hazır halde kodlanmış olarak bulunduğundan ve bellekten geri çağrılması için düşünme gerektirmediğinden otomatik olarak söylenebilir olmasındandır. Ancak düz konuşma sırasında her yeni durumda yeni cümleler söyleyebilmek için yeniden düşünme gerektiğinden kekemelik oluşabilmektedir.
Bazı kekemeler konuşurken nefeslerini tutarlar. Diğerleri sesleri tekrarlarlar. Bazıları da donuk kalırlar. Diğer bir grupta yanlış artiküle edilen bir kelime veya heceyi, tekrar tekrar söyler.
Birçok anne baba, aniden çocuğunun konuşma bozukluğu yaşaması durumuna, geçmiş günlerde buna neden olacak bir üzüntü kaynağı ararlar.Şok veya travmaya dayandırılan açıklama tarzının yaygınlığı karşısında kendilerini bir çıkmazın içinde bulurlar.
Kekemelik çoğunlukla aralıklar şeklinde ortaya çıkar, şiddet ve sıklık yönünden de yavaş yavaş artış gösterir. Çocuğun yaşantısına bağlı olarak kekemelik bazı alanlarda şiddetlenir, bazı alanlarda şiddeti azalır. Yorgunluk ve heyecan bu değişikliğin nedenlerinden ikisidir. Cümlelerin ilk sözcükleri diğer sözcüklere göre daha çok kekelenmektedir. Telefon konuşmasında kendisi telefonla birisini aradığında daha çok güçlük çekmektedir. Başkası onu aradığında ise daha rahat konuşabilmektedir.
Kekemeliğin tek açıklaması duygusal şok olmamakla birlikte, bazı bireyler yaşamış oldukları duygusal şok durumlarından kaynaklanan gerilimlerini en zayıf organlarına psikosomatik olarak taşıma eğilimi içerisindedirler. Kekemeler gerilimlerini ses tellerine (larinks) ileterek odak noktası oluştururlar. Bu  davranış orada spazma (laringo spazm) yol açar. Yaşanan bu gerilim altında solunum mekanizması da normal fonksiyonunu yerine getiremeyecek ve birey çok yönlü işlevsel bozukluk ortamına girecektir.
Birey oluşan spazmı açabilmek için çabalamaya başlar. Bu çabalama dudaklarda, dilde, boyunda, hatta kol ve bacaklarda, bazen bakışlarda uygunsuz hareketlerle kendini gösterir.
Konuşacak kişi, akciğerlerinden çıkardığı hava ile larinks içinde uzanan, küçük yatay doku kıvrımları (ses telleri) altında bir hava basıncı oluşturur. Hava basıncı yeterince artınca ses tellerini üfleyerek ayırır, ses telleri titreşir ve ses oluşur. Ses konuşma üretiminin ham maddesidir. Kekeme bireyde bu süreç bölünmeye uğramıştır.
Kelime korkuları, kekemelerin bu kelimeleri söylemeyi geciktirme veya söylememe alışkanlığının verdiği gücün en yüksek noktasında kazanılır. Kekeme bu kelimelerden kaçtıkça onlardan korkması o derece artacaktır. Korkuları yenmenin en iyi yolu, konuşma uzmanının kekemenin korktuğu, kaçtığı durumlarda da başarı ile konuşabildiğini kekeme kişiye göstermesi ile mümkün olur.Ne zamanki korkuyu hoşnut olma izler, o zaman korkunun şiddeti azalır.Bunun için bir çok teknik kullanılmaktadır.
Aile ortamındaki iletişim türü, davranış kalıpları ve eğitim anlayışı, çocuğun psikolojik yapısında olduğu gibi konuşma sürecinde de etkili olmaktadır. Anne- babaların disiplin anlayışındaki farklılıklar, sevgiyi oluşturma ve yaşatmaktaki değişiklikler, aşırı koruyucu, aşırı kısıtlayıcı, aşırı mükemmelliyetci tutumlar, çocuk üzerinde olumsuz etkiler oluştura-bilmektedir. Bazı anne-babalar ise aceleci ve aşırı heyecanlıdır. Çocuk sürekli bu davranış kalıpları içerisinde bulunan anne ve babadan ve kalıtsal yatkınlığın vermiş olduğu durumdan dolayı, kendisi de aynı şekilde davranacaktır. Sonuçta konuşmanın ritminde olumsuzlukların oluşması kaçınılmaz olacaktır.
Normal solunumda nefes alma ve nefes verme süreleri hemen hemen aynıdır. Konuşma için nefesin gücü önemlidir.Konuşma esnasında ise nefes alma daha çabuk, mümkün olduğu kadar kısa zamanda yapılır.Buna karşılık nefes vermenin daha uzun sürmesi ve devamlılık göstermesi gerekir.Bu bakımdan iyi bir ses üretimi için hangi tip nefes alıp vermenin daha uygun olacağı üzerinde durmak yararlı olur.Bazı kekemeler nefes alırken konuşmaya çalışırlar.Bütün bu nedenlerle, karın ve göğüs solunumları değerlendirilmeli, düzenlenmeli ve çalıştırılmalıdır.

Devam edecek….

Konuşma Terapisi Uzmanı
Çiğdem Gülerman
OTİZM
Otizm yaşam boyu süren sosyalleşme, dil, iletişim  becerilerini ve ilgi alanlarını etkileyen bir gelişim bozukluğudur.Motor fonksiyonlarda  bozukluk, amaçlı hareketlerdeki, kapsamlı davranış ve aktivitelerdeki( konuşma ve taklit yeteneği gibi) bozukluk ile seyreder.Amaçlı hareketler yapılmadığı için tekrarlayıcı (sterotipik) hareketler ortaya çıkar.
Otistik çocuğu “ne yapıyor, ne zaman yapıyor, nerede yapıyor, ne kadar süreyle yapıyor?” sorularına cevap bularak değerlendirmek gerekir. Otizmin çekirdeğinde, otistik çocukların başkalarının eylemlerini ve konuşmalarını taklit edemez durumda oluşu vardır. Motor taklit ile motor planlama birlikte yürür. Bazı çocuklar ancak büyük motor becerilerini bedenlerinin öteki kısımlarıyla taklit etmeyi öğrendikten sonra, ağız motor becerilerini kontrol etmeyi ve böylelikle konuşmayı öğrenirler. Otistik çocuğa göz göze gelmeyi, büyük motor taklidi ve alıcı dili öğretmekle işe başlayabiliririz.
Otistik çocuklar beden dilini, jest ve mimikleri anlamada, kullanmada (taklit becerisi olmamasından dolayı) zorluk çekerler. Duyuları farklı algılamak (örneğin sese, ışığa, dokunmaya olağan dışı tepki vermek ve günlük yaşamdaki tehlikeleri algılayamamak) gibi özellikleri vardır. Göz teması kuramamak, seslendiğinizde dönüp bakmamak, sanki işitmiyormuş gibi davranmak, yaşıtları ile uygun ilişki kuramamak, birlikte oynayamamak, tek başına olduğu etkinlikleri tercih etmek, başka bir dünyadaymış gibi davranmak, olaylara ve başkalarının sevinç ve üzüntülerine tepkisiz kalmak, kendi duygularını paylaşmamak, toplum kurallarını uygulama ve anlamada güçlük çekmek gibi özellikleri vardır.
 Dış görünümleri diğer çocuklardan farklı değildir. Davranışlarında farklılık vardır. Otizmin rastlanma sıklığı son yıllarda 88 doğumda 1 olarak tanımlanmıştır. Erkek çocuklarda kızlara oranla 4 kat fazladır. Genellikle 3 yaşından önce teşhis konmuş olur. Otizm; Yaygın Gelişim Bozukluğu ana başlığı altında bir grup gelişim bozukluğundan bir tanesidir. Diğerleri;
     RETT Sendromu
     Desintegrafik Bozukluk
     Asperger Sendromu
     Hiçbir Sınıflamaya Girmeyen Yaygın Gelişim Bozukluğu şeklindedir. 
RETT Sendromu sadece kızlarda ortaya çıkar. Başın büyümesinde yavaşlama,       hareketlerin azalması ve garip el hareketleriyle seyreder.
Asperger sendromunda ise duygularını idare ve ifade edememek ile içe dönük davranışlar ön plandadır. Dil ve konuşma becerileri çocuktan çocuğa farklılık göstermekte, ancak her çocuğun herhangi bir düzeyde dil ve iletişim yetersizlikleri bulunmaktadır. Bu yetersizlikler; hiç konuşamamaktan ( yaşına uygun sözcük dağarcığı olmasına karşın) dili işlevsel olarak kullanmamaya kadar geniş bir yelpaze içinde değişebilmektedir. Normalde bebeklerde görülen babıldama döneminin, otizmli bebeklerde görülmediği belirtilmiştir.
Sözel becerileri olan otistik çocuklarda sıklıkla gözlenen bir özellik “ekolali” dir. Çocuğun çevresinde duyduğu sözcükleri anında ya da sonra  tekrar etmesi olarak açıklanabilir. Ekolalik ifadelerin dilin anlamsız bir kullanış şekli olmadığı, çocuğun bunu iletişim amaçlı kullandığı bilinmektedir. Kişi zamirlerini yanlış kullanmaları da otizmde sıkça görülen konuşma bozukluklarındandır. Çocuk konuşmayı öğrenme sürecinde “ben top istiyorum” ifadesi yerine “top ister misin?” sorusunu tekrar etmekte ya da “Ali top istiyor” ifadesini kullanabilmektedir.
Telaffuzları oldukça farklı olan otistik çocuklar, seslerinin tonlarını iyi kontrol edememekte ve; ya çok yüksek sesle ya da fısıltıyla konuşabilmektedirler. Dil ve konuşma becerileri gelişmekte olan otistik çocuklarda yaygın olarak görülen bir diğer özellik sözcüklerin mecaz anlamlarını, deyimleri, soyut sözcükleri ve dile dayalı şakaları anlamaktaki güçlükleridir. Örneğin büyük ikramiye ona vurdu gibi ifadeler, üst düzey dil becerileri olan otistik çocukları bile şaşırtmaktadır.
Otizmi olan çocuklar kendi dillerini de yabancı bir dili öğrenir gibi öğrendikleri için, onlara Türkçe’yi sözcük sözcük öğretip, nerede söylemeleri gerektiğini önce kalıp olarak ezberletip, daha sonra bol tekrarla içselleştirerek akıcı konuşmaları sağlanabilmektedir. Obje adı öğreniminde gerçek objelerle çalışılmalı ki, çevredeki her objenin bir adı olduğunun farkına varabilsinler.
Spontan dil gelişimini hızlandırmak amacıyla soru/cevap çalışmaları yapılır. Bütün bu çalışmalar çeşitli tekniklerle yapılır. Bu çalışmaların evde anne ve baba ile tekrar edilmesi, becerilerin pekişmesini sağlar. Fakat esas olarak; günlük yaşamda yeri geldiğinde kelimeleri kullanmaları sağlanarak becerilerin tekrar edilmesi ve cesaretlendirilmesi ile spontan konuşma zenginlik kazanacak ve hızlanacaktır.             

DOWN SENDROMU
Trizomi 21, genetik düzensizlik sonucu insanın 21.kromozom çiftinde fazladan bir kromozom bulunması durumu ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan hastalığa verilen isimdir. Vücutta yapısal ve fonksiyonel değişiklikler ile karakterizedir. Zihinsel kavramadaki bozukluklar ve tipik yüz görünümü ön plandadır. Öğrenme güçlüğü vardır. Her 800 ile 1000 doğumda 1 oranında rastlanır. Sarkık dil morfolojisi,  konjenital (doğuştan) kalp yetmezliği riskleri, tekrarlayan kulak enfeksiyonları, gastroölefogal reflü hastalığı, uyku apnesi ve tiroid bozuklukları riskleri vardır.
Down sendromlu bazı çocuklar konuşmayı kendileri geliştirebilirler. Ne yazık ki çoğunluğu bu  kadar şanslı değildir. Ya birkaç basit kelime ile kalır veya onu da elde edemez. Bunun bazı sebepleri vardır. Bağışıklık sistemleri zayıf olduğu için, bebekliklerinde geçirdikleri ağır ve sık kulak enfeksiyonları, hafif işitme kaybına sebep olabilir. Bazen beynin kulaktan gelen ses sinyallerini değerlendirmesiyle ilgili problem vardır. Örneğin S ve Ç ile T ve D sesleri ona aynıymış gibi gelebilir. Bu işleme “işitsel ayrım” denir. D.S. lu çocukların çoğunun işittiklerini ayırt etme becerileri zayıftır. Bu yüzden başlangıçta çok doğru duyamadığı bir kelimeyi söylemesi de çok zordur.
D.S. lu çocuğun çeşitli vücut bölümlerinde görülen gevşeklik, konuşma kaslarını da etkilemiştir. Bu nedenle bir kelimeyi tam olarak söylemek için gerekli kasları kullanmada güçlükleri vardır.
Bazı çocuklar, kendilerine özgü lisan oluştururlar. Ailenin sabır göstermesi, kelimelerin doğrusunu kullanmak için cesaret verici ve ısrarcı olması gerekmektedir.
D.S lu çocuğun KONUŞMA becerisini geliştirmek amacıyla aile olarak aşağıdaki uygulamaları yapmanız gerekmektedir:
    *Bebeğinizle kendisi ve çevresi hakkında konuşun. Onun varlığından mutlu olduğunuzu gösterin. Bunu yaparken size karşılık vermesi için ona zaman tanıyın. Karşılıkları için zaman vermeden başka bir konuya geçerseniz, onların karmaşa yaşamasına neden olursunuz.
    *Çocuğunuzu sadece seslere dinlemesi için değil, sesleri çıkartması için de cesaretlendirin. Emme ve çiğnemesini (bütün çocuklarda olduğu gibi) konuşmasına gerekli olan kasları geliştirdiği için cesaretlendirin.
*Etrafında olan şeyleri onun için olabildiğince açık ve anlaşılır hale getirip anlamasına  yardımcı olunmalıdır. Doğal jestler hepimizin konuşmalarına yardımcı olur. Kızdığımızda suratımızı asmamız, konuşurken bir şeyi elimizle tarif etmemiz, başımızla onaylama hareketi yapmamız, birbirimizle iletişim kurarken hep kullandığımız kelimelerin anlamlarını arttıran doğal iletişim yollarımızdır.
Özellikle D.S. lu çocuklar bu doğal jestleri,  bunlarla  birlikte söylenen kelimelerden daha çabuk ve daha kolay anlarlar. Biz, sahip oldukları bu beceriyi, onların konuşmayı geliştirmelerine yardım edebilmek için kullanırız. Çünkü iletişim kuramadığında hissettiği başarısızlık duygusu çocukta yükselecek ve onu uzun süre etkileyecektir. İşaretleri kullanma becerisi, konuşmayı tüm ve doğru olarak beceremeyen ve duyduklarında harf hatası yapan (bavul-davul, pencere-tencere gibi) çocuklarda daha da önem kazanır. Ancak, önemle dikkat edilmesi gereken; çocuğa, işitme engelliymiş gibi davranıp, her şeyi işaretle anlatmaya alışmamaktır.
D.S.lu çocuğun tam olarak konuşmaya başlayabilmesi için en az dört farklı beceriyi geliştirmiş olması gerekir.  

 *Belli bir ses kalıbı içerisindeki seslerin her zaman aynı şeyi ifade ettiğini anlamalıdır.
 Örneğin “Hadi babaya kucak” demenin kucağa alınacağı demek olduğu gibi.
 *Günlük olayların her biri için farklı ve belli kelimelerin karşılık geldiğini öğrenmelidir. Örneğin; banyo zamanı demek ıslanmak ve su sıçratmak zamanıdır. Uyuma veya yemek zamanı değildir.
 *Çocuk, ifadesinin yetişkinler tarafından önemsendiğini görmelidir.
 *Konuşma organlarını onu anlayabilmemiz ve tekrar ettirdiğimiz kelimeleri söyleyebilmesi   için yeterince hızlı ve doğru olarak hareket ettirebilmelidir.
DİSLEKSİ
Altı yaşına gelen tüm normal çocuklar artık bir eğitim alabilecek zihinsel gelişim düzeyine gelirler. Okula giderler ve ilk öğrendikleri şey okumadır.
“Öğrenme Bozukluğu” adı verilen sorunu yaşayan çocuklarda ise bu hazırlık henüz tamamlanamamıştır. Okuyamazlar, yazamazlar, matematikte zorluklar yaşayabilirler.
Ancak zeka düzeylerinde bir sorun yoktur. Bu çocuklar okulda ve ailelerinde “anlaşılamama” sorunu yaşarlar. Zeka düzeylerinden kuşku duyulur. Aileler paniğe kapılır, öğretmen öğretememenin sıkıntısını duyar ve herkes çocuğa yüklenir. Öğrenme bozukluğu dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ve matematik yeteneklerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlüklerle kendini gösterir.
Öğrenme bozukluğu, doğum öncesi (yetersiz beslenme, annenin geçirdiği enfeksiyonlar, ilaç kullanımı), doğum sırası (uzun ve zor doğum, plasenta ve göbek kordonu anomalileri), doğum sonrası (doğumdan sonra ilk nefesi alana kadar geçen sürenin uzunluğu, erken yaşta ateşli hastalık, başa hızlı darbe) ve kalıtsal (ailede öğrenme bozukluğu olan başka kişilerin olması) etmenlere bağlı olarak ortaya çıkar.
Öğrenme güçlüğü olan çocuk “ben aptalım beni kimse sevmiyor” gibi kendine ilişkin olumsuz düşünceler geliştirebilir. Çünkü ailesi ya da öğretmeni çoğunlukla olumsuz yönleriyle ilgilenir.  Kendi dünyasını hep yanlışlardan (yanlış yazan, yanlış okuyan, yanlış hesaplayan) oluşan bir dünya olarak algılar.
Yazılı kelimeleri öğrenme ve hatırlamada zorluk, b,v,e,d,p,g harflerini; 6 ve 9 gibi sayıları ters algılama, kelimelerdeki harfleri ya da sayıları karışık algılama (örneğin: “ne’yi en, 3’ü E, 12 yi 21 algılama gibi) görülür. Okurken kelime atlamak, hecelerin seslerini karıştırmak ya da sessiz harflerin yerini değiştirmek ve sıklıkla benzeri yazım hataları görülür.
GECİKMİŞ ya da YETERSİZ KONUŞMA, konuşurken anlama ve en uygun kelimeyi seçmede zorluk görülür. Yön (yukarı-aşağı gibi) ve zaman ( önce-sonra, dün yarın gibi) kavramlar konusunda zorluğu vardır. Elleri kullanmada hantallık ve beceriksizlik, okunamayan el yazısı görülür. Ayna yazısı, yazma ile ilgili acemilik dönemi geçtiği halde devam ediyorsa şüphelenmek gerekir. Disleksilerin davranış bozukluklarının olma olasılığı, normalden farklılık göstermez. Yaratıcılıkları yüksektir.
Dil sisteminin (linguistik) temel öğesi fonemlerdir. Kelimelerin tanınması,anlaşılması ve hafızada depolanması ya da gramer açıdan algılanması için beynin fonolojik modülü tarafından, fonetik birimlerine ayrılması gerekir. Bu süreç KONUŞMA dilinde otomatik olarak gerçekleşir.
OKUMA bir beceri olduğundan, bilinç düzeyinde öğrenilmesi gerekir. Okuyan kişinin, görsel alfabetik yazıyı, dille ilgili kavramlara çevirmesi gerekir. Bu da harfleri (grafemleri) ilgili fonemlere çevirmek anlamına gelir. Bunun için okumaya yeni başlayan birinin, konuşma sırasında kullanılan kelimelerin fonolojik yapısının farkında olması gerekir. Bundan sonra ise bu fonolojiyi temsil eden harflerin kağıttaki dizilişini (ortografi) anlaması gerekir. Bir çocuk okumaya başlarken olan sistem budur. Ancak  Disleksili bir çocuğun dil sisteminde fonolojik modül düzeyindeki bir eksiklik, yazılı bir kelimenin fonolojik bileşenlerine parçalanmasına engel olarak, yazı bütünün anlaşılmasını önlemektedir.
Disleksili çocuklarda aksaklıklar değerlendirildikten  sonra, konuşma, okuma, yazma, hesaplama, zaman-yön algısı gibi sıkıntılara yönelik çalışmalar yapılarak, hem okul başarısına, hem günlük yaşantısına destek olan terapiler uygulanmaktadır.

Konuşma Terapisi Uzmanı
Çiğdem Gülerman

Benzer Konular

Benzer konu yok