Otizm Üzerine Birkaç Medikal Hatırlatma

Otizm Üzerine Birkaç Medikal Hatırlatma

Vaktiyle, otizm sebeplerine ve sağaltımına dair dünya kadar makale paylaştım. Hem araştıran hem de içinde bizzat yaşayan bir anne olarak birkaç şey daha aktarayım istedim. Epeydir bu alanda paylaşım yapmıyordum ama yapasım geldi. Bir zamanlar twitter ve Facebookta çok aktiftim. Günümüzde sosyal medya algoritmalarıyla mücadele edesim kalmadı açıkcası.

Yazacaklarım sizlere çok yabancı gelmeyecektir. 2004’ten beri birçok aktarım yapan bir aileyiz. Bu alanda uluslararası gönüllü çalışmalara ve farkındalık sağlayan paylaşımlara imza attık. Daha önce duyulmamış konuların ilk aktarıcısı olarak çokça manevi bedel de ödedik esasen. Ama o konulara girmeyeceğim.

Özellikle, uzun yıllardır benzer tabloyu yaşayan aileler ve klinikte çok sayıda vaka gören kişiler olarak, literatürde araştırılan örüntüleri daha erken fark edebiliyoruz. Hekim bir eş ve bir tarafımın da sağlıkçı olması sebebi ile bu örüntüyü daha net görme fırsatım oluyor.

Aşağıdakileri okuduğunuzda göreceksiniz; artık konsensus sağlanan alanlar var. Tamamen herkesin ortak bir karar vermesi zaten güç. Çünki sebepler değişken, her birey farklı. Çocuklar büyürken onları bekleyecek durumumuz da  olmuyor haliyle. Bari zarar vermeden yapılabileceklere odaklanmalı diyerek olabildiğince bilgi paylaşımı yapmıştım. Web sayfam bir kütüphaneye dönüşmüş durumda zaten, çevirin çevirin okuyun.

Bilim Dünyasında Artık Kabul Gören Yaklaşımlar

Bilim dünyasında bugün tamamen marjinal sayılmayan birkaç alan kabul görüyor.

Bunların bazılarıyla otizm arasında ilişki bulan çalışmalar mevcut
  • Prenatal hava kirliliği,
  • Organ fosfat pestisitler,
  • Bazı solventler,
  • Yoğun inflamatuar gebelik süreçleri en ciddi araştırılan alanlar arasında.
Bağışıklık sistemi tarafında da aşağıdaki konular artık ana akım araştırma alanı oldu
  • Mikroglial aktivasyon,
  • Sitokin değişiklikleri,
  • Otoantikorlar,
  • Maternal enfeksiyon sonrası immün aktivasyon konuları
  • Dolayısıyla:

Daha önce tu kaka diye bizi dışlayanlar bile ‘’Çevresel toksisite ve İmmün sistemin rolü olabilir’’ fikrini bugün bilim dışı görmüyorlar.

Aşılar konusunda güçlü epidemiyolojik çalışmalarla ikna edici sonuçlar bulunmaya çalışıldı. (Gerçi hala bu alanda tartışma sürüyor 😊)

  • Milyonlarca çocuk incelendi,
  • Farklı ülkelerde tekrarlandı,
  • Farklı aşı takvimleri karşılaştırıldı,
  • Thimerosal çıkarıldıktan sonra trendler izlendi.
  • Çok dozlu flakonlarda mikrop üremesini önlemek için kullanılan Thimerosalden vazgeçildi. Ancak, aşıların içinde çoklu doz aşılara koruyucu eklenmesinden vazgeçilmiş değil. Alüminyum gibi adjuvan maddeler kullanılıyor. Sanırım ekonomik gerekçelerle çoklu dozlara devam diyor üreticiler. Ne de olsa para tatlı….

Alüminyum konusu da tartışılan ve araştırılan bir alan; çünkü birçok aşıda “adjuvan” olarak alüminyum tuzları kullanılıyor.

Bilimsel olarak alüminyum için tartışılan başlıca noktalar şunlar
  • Biyodağılımı (vücutta nereye gittiği),
  • Bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri,
  • Kronik düşük doz maruziyet,
  • Hassas bireylerde farklı metabolik yanıtlar,
  • Nöroinflamasyon olasılığı.

Bazı hayvan ve hücre kültürü çalışmalarında Aluminyum ile ilgili

  • Mikroglial aktivasyon,
  • İnflamasyon,
  • Oksidatif stres gibi etkiler gösterildi.

Yüksek dozlarda alüminyumun nörotoksik olabileceği zaten biliniyor. Bu tartışmalı değil.

  • Diyaliz ensefalopatisi,
  • Ağır endüstriyel maruziyet,
  • Böbrek yetmezliğinde birikim gibi durumlarda toksisite görülebiliyor.
  • Alzehimer için de tetikleyici diyen araştırmacılar bulunmakta.

Mevcut büyük epidemiyolojik çalışmalar

  • Çocukluk aşılarındaki standart alüminyum maruziyetinin
  • Otizmle güçlü ve tutarlı bağlantısını şu ana kadar göstermedi diyen de çok.

Ama eleştiriler de var

  • Toplam kümülatif maruziyet yeterince incelenmedi diyenler,
  • Hassas alt grupların gözden kaçabileceğini söyleyenler,
  • Hayvan verilerinin yeterince takip edilmediğini savunanlar mevcut.

Yani bu konu tamamen saçma diye kapatılmış bir alan değil ama aynı zamanda kanıtlanmış otizm nedeni olarak da kabul etmeyen çevreler var. Esasen kanımca otizm sebeplerini sadece aşıya indirgemek de eksik kalıyor zaten.

Bilimsel açıdan bugün daha temkinli ifade kullanan bir kesim oluştu

Alüminyum adjuvanlarının immünolojik ve biyolojik etkileri vardır; hassasiyet farklılıkları ve uzun dönem etkiler konusunda araştırmalar sürmektedir. Ancak mevcut insan epidemiyolojik verileri çocukluk aşılarının otizme neden olduğunu güçlü biçimde göstermemektedir diyen de çok :).

Bu alanda tartışmanın sertleşmesinin nedeni de şu

  • Toksikoloji,
  • İmmünoloji,
  • Epidemiyoloji aynı şeyi farklı yöntemlerle inceliyor ve bazen birbirleriyle tam örtüşmeyen sonuçlar üretiyorlar.

Genetik alana bakınca otizmlilerde metilasyon yolakları sorunlu

İşte bu noktada Genetik alana bakınca otizmlilerde metilasyon yolaklarındaki genetik mutasyonlar sebepli daha sağlıklı genetik alt yapılı çocuklara göre baş etme sorunu ve biriktirme ihtimali var ne yazık ki. Elimizde bu alanda yapılmış çok sayıda sonuç da var. 2008’den beri test sonuçlarını gördüğümüz hasta verilerinden oluşan geniş bir data bulunmakta.

Bu düşünce hattı bilimsel olarak tamamen temelsiz değil; özellikle son yıllarda “tek tip otizm” yerine biyolojik alt tipler yaklaşımı daha fazla konuşuluyor. Metilasyon, transsülfürasyon, glutatyon döngüsü ve detoksifikasyon kapasitesi üzerine epey çalışma var.

Özellikle araştırılan başlıklar

  • MTHFR varyantları,
  • Folat döngüsü,
  • Metilasyon kapasitesi,
  • Glutatyon düzeyleri,
  • Sülfasyon yolakları,
  • Oksidatif stres yanıtı,
  • Mitokondriyal fonksiyon,
  • Ağır metal eliminasyonu,
  • Redoks dengesi. (Canlı metabolizmasında oksidasyon serbest radikaller/oksidanlar ile antioksidan sistem arasındaki hassas denge)

Bazı çalışmalarda otizmli bireylerin bir alt grubunda:

  • Daha düşük glutatyon,
  • Artmış oksidatif stres belirteçleri,
  • Farklı metilasyon profilleri bildirildi.

Örneğin bu alanın sık referans verilen çalışmalarından biri:

  • James et al. — Metabolic biomarkers of increased oxidative stress and impaired methylation capacity in children with autism
    Otizmli çocuklarda metilasyon kapasitesi ve glutatyon metabolizmasında farklılıklar bildirmişti.
    (ncbi.nlm.nih.gov)
Bu yüzden bazı araştırmacılar şu hipotezi tartışıyor

Bazı genetik/epigenetik olarak hassas çocuklar çevresel yükleri tolere etmekte daha kırılgan olabilir. Bazı çocuklarda biyolojik hassasiyet olabilir fikri araştırılıyor.

Belirli genetik varyant + belirli toksin = otizmin nedeni
şeklinde kesinleşmiş bir model henüz yok. Çünkü alt yapı farklılığı ve çevresel etkenler ve otizmde rastlanan hafif, orta, ağır gibi vakaları da belirliyor olabilir. Örneğin, Yaşlı otizmlilerde MTHFR+CBC mutasyonu otizm verirken, Günümüzde daha hafif mutasyonların sonu da otizm olabiliyor.

Aslında yaklaşım bugün “gene–environment interaction” denen modele yakın. Bu alan hâlâ gelişiyor.

  • Genetik yatkınlık,
  • İmmün sistem farklılıkları,
  • Metabolik kırılganlık,
  • Çevresel maruziyetler birlikte değerlendirilmeye çalışılıyor.

Buna karşılık çevresel toksisite alanı çok daha karmaşık

  • İnsanlar tek bir toksine değil karışımlara maruz kalıyor,
  • Genetik yatkınlık değişiyor,
  • Maruziyet zamanlaması önemli (anne karnı yada bebeklik)
  • Prenatal dönem kritik,
  • Ölçüm yapmak zor,

Retrospektif veri güvenilmez olabiliyor. Bu yüzden bu alanda kesin sonuç üretmek daha zorlaşıyor.

Kronik toksik maruziyet testlerinde örüntüler görülmesi de araştırmaya değer. Ancak klinik gözlem ile nedensellik arasında yine dikkatli olmak gerekiyor.

Bilimsel olarak bugün en makul pozisyonlardan biri; Otizm genetik yatkınlık ile çevresel/immünolojik etkilerin etkileşiminden oluşan heterojen bir durumdur.

Ve çevresel etkiler konusu hâlâ aktif araştırılıyor.

Bu çerçevede düşündüğünüzde aslında birçok farklı araştırma hattı aynı noktada birleşmeye başlıyor:

  • Nörogelişimsel,
  • İmmün sistem,
  • Mitokondri,
  • Oksidatif stres,
  • Bağırsak bariyeri,
  • Epigenetik/metilasyon,
  • Çevresel maruziyetler.

Eskiden bunlar birbirinden kopuk alanlardı; şimdi daha entegre modeller kuruluyor.

  • Genetik hassasiyet,
  • İmmün sistem kırılganlığı,
  • Çevresel stresörlere düşük tolerans,
  • Kronik inflamasyon / oksidatif stres,
  • Erken beyin gelişiminde farklılaşma,

Ama Otizm çok heterojen olduğu için aynı mekanizma herkeste geçerli olmayabiliyor.

Muhtemelen:

  • Bir alt grupta immün mekanizmalar baskın,
  • Başka bir grupta güçlü monogenik genetik nedenler,
  • Başka bir grupta prenatal komplikasyonlar,
  • Başka bir grupta metabolik/mitokondriyal kırılganlık ön planda olabiliyor.

Bu yüzden son yıllarda bazı araştırmacılar “autisms” (çoğul) yaklaşımını bile tartışıyor.

Metilasyon–detoks–immün ekseni önümüzdeki 10–20 yılda daha net alt tiplere ayrılması muhtemel görünüyor.

  • Redoks biyolojisi,
  • Mitokondri,
  • Glutatyon metabolizması,
  • Nöroinflamasyon

Tüm bu açılardan bakılınca Olay sadece aşılarla alakalı demek eksik kalıyor ama aşılar, bağışıklık sistemi ve otizm ilişkisini inceleyen çalışmaların listesini buraya bırakıyorum.

Hem aşı–otizm bağlantısını araştıran hem de bağışıklık sistemi/otizm ilişkisini inceleyen büyük kaynak havuzu var. Ancak günümüzde çalışmalara ne kadar güvenebiliriz tartışmasını da bildiğimden bulabildiğim, evet ya da hayır diyen kaynakların hepsini aşağıya bırakıyorum.

Serpilgül

 

Related Article

Wordpress Social Share Plugin powered by Ultimatelysocial
error: İçerik Korumalıdır!