Otizmde Beslenme / Şeker ve Karbonhidratlar
Karbonhidratlar

Vücudumuz için enerji kaynaklarından olan karbonhidratların temel olarak
3 tipi bulunur:

• Şekerler; Meyvelerde, bazı sebzelerde, sütte, işlenmiş yiyecek ve içeceklerde bulunurlar.

• Nişastalar: hububatlarda (prinç gibi), tüm sebzelerde (özellikle patates), en çok da rafine gıdalarda bulunurlar.

• Lifli gıdalar; lif içeren gıdalar özellikle sindirim sistemine yardımcı olurlar. Sebzeler, hububatlar ve rafine edilmiş gıdalarda bulunurlar.

Şekerler doğal olarak meyve ve sütte bulunur. Beslenmede insan yapımı şekere ihtiyaç yoktur. Bu tür yiyecekler çocuğumuzun kan-şeker düzeyini ve enerji dengesini bozar, sağlıklı ve iyi davranışlara sahip olmasını engeller. Ayrıca barsaklarda mantar gibi patojenlerin oluşmasına neden olabilirler.
Vücudun şeker ihtiyacı gıdaların içeriklerinden temin edilebileceğinden dışardan şeker eklemek gerekmemektedir.
Bazı çocukların genetik enzim mutasyonları nedeni ile vücutda pankreasın düzgün çalışması mümkün olmadığından şeker regülasyonunu düzgün gerçekleştiremezler.
Bunun tesbiti halinde uygun suplemantasyonlar ve RNA lar kullanılarak genetik bay-pas yapılabilir. Bu yapıldığı durumda ve şeker tüketimi azltıldığında çocuktaki ruh hali dalgalanmalarının önüne geçilebilir.

Nişasta, pek çok şeker molekülünden meydana gelir. Vücut bunları genellikle basit şeker dediğimiz glikoza çevirerek enerji için kullanır. Cips, kızarmış patates ve rafine gıdalarda çok bulunur. Çok çabuk sindirilir ve kana karışıp kandaki şeker düzeyini hızla yükseltip hızla düşürerek enerji dalgalanmalarına neden olur.

Glikoz intoleransı ve antisosyal davranışlar

Hipogliseminin işaretleri:

• Yaygaracılık
• Açlık hissi
• Baş dönmesi
• Hassasiyet
• Zayıflık,keyifsizlik
• Mide bulantısı
• Karışık ve sisli bir ruh hali
• Baş ağrısı
• Bulanık görme
• Koordinasyon düşüklüğü
• Kalp çarpıntısı
• Dil ve dudaklarda duyarsızlık
• Sersemlik/sayıklamak

Düşük kan düzeyleri de ADHD semptomlarına eşlik edebilir. Şeker hassasiyeti olan yetişkin ve çocuklarda genetik bir temel olduğu düşünülmektedir. Bunun anlamı da bazı kişilerin kandaki şeker oranlarının hızlı yükselip düşebildiğidir. Bu durum şekerli şeyler yeme ihtiyacını artırmakta; şekeri yediğimizde de kandaki şeker oranı hızla yükselip, kısa bir süre sonrada hızla düşmektedir. Böbreklerimizin üzerindeki adrenal bezlerinden adrenalin salgılanmaya başlar zamanla bir kısır döngü haline gelir ve devam eder durur. Zaman içerisinde adrenalin bezleri bozulmaya başlar görevini yeterince çabuk yapamamaya başlar ve çok fazla şeker pankreasın daha çok insülin üretmesine neden olur. Bu dalgalanmalar sürer gider. Şeker hassasiyeti olan kişilerde aynı zamanda seratonin ve beta- endorfin düzeyleri de alışılandan düşük olmaktadır. Bu durum dengeli beslenme ile kontrol altına alınabilir. Eğer tarçın, hindistancevizi ve diğer baharatları pudingimizde, tatlılarımızda kullanırsak hem bir lezzet kazandırır hem de daha az şekere ihtiyaç duyarız. Yapılan çalışmalara göre; kandaki şeker düzeyini düzenlemede tarçının katkıları bulunmaktadır. Tarçının hücrelerdeki insülini taklit etmesi ve birlikte çalışması nedeniyle özellikle diyabetli insanlara çok yardımcı olduğu bilinmektedir. (Atalarımızın sütlaç ve sahlebin üzerine tarçın serperek yemeleri bir tesadüf olmasa gerek.)

Şeker, protein ve serotonin

Gevşemek, iyi uyku uyuyabilmek, sakin ve rahat olmak, bazı durumlarla mücadele edebilmek için serotonine ihtiyacımız vardır. Serotonin trytophan aminoasitinden yapılan bir hormondur ve düşük serotonin düzeyi dürtüsel davranışlarda bozulma, depresyon ve diğer istenmeyen durumların oluşması ile ilişkilidir. Yemeğe başlarken karbonhidrattan önce protein yemezseniz bu mekanizma tam olarak çalışamaz ve yeterli serotonin üretemezsiniz. Trytophan tüm proteinlerde bulunur fakat zayıf bir amino asit olarak adlandırılır. Bunun sebebi kan beyin bariyerini geçişte zayıf olmasıdır. Eğer proteinleri gün içinde (yatana kadar ki süreçte) daha erken saatlerde yemezsek proteinler tamamen sindirilemez ve yeterince serotonin üretilemez. Buna karşın düşük GI’li bazı kompleks karbonhidratlar (örneğin: kabuğu ile haşlanmış taze patates gibi) yatmadan kısa bir süre önce yenirse aminoasitlerin hepsi kesin olarak serotonin yapmak için hemen kana karışarak, kasların gevşemesi, uyku ve duygu durumuna pozitif katkı sağlarlar .

şeker ve beta-endorfin

Beta – endorfinler uyuşturucu gibi hareket ederler. Bu yüzden vücudumuzun doğal eroini ve morfinidirler. Beta- endorfin düzeyi normal durumda ise kişi barışcıl ve kontrollü olur. Acı ile daha iyi başa çıkabilir. Eğer düşük ise kişi depresif, anksiyete içinde ve kontrolsüz olur.

Ergenlik çağında endorfin düzeylerinde dalgalanmalar olabilir. Eğer beta-endorfin düzeyi normal olarak düşükse (böyle bir genetik altyapıya sahipse) kişinin hücreleri daha çok reseptör (alıcı sinir) inşa edebilir ve bunlar da beta-endorfin düzeylerini zaptedebilirler.
Şeker alkol gibidir ve beta-endorfin salgısını karıştırır. Çocuğunuz normalden daha çok reseptöre sahipse şeker ilaç gibi hareket eder ve şiddetli şeker isteğine neden olur. Sonuç olarak da denge bozulur. Tek başına şeker ihtiyacının karşılanması bu dengeyi sağlayamaz. Fakat diyet ayarlanarak bu sorun çözülebilir. Kompleks karbonhidratlar, proteinler, esansiyel yağ asitleri, krom ve çinko içeren minerallerle bu dengeyi kurabiliriz. Sabahları kendini çok halsiz hisseden kişiler genellikle bu durumdaki kişilerdir. Sabahları biraz daha yüksek protein içeren bir kahvaltı bu durumu düzeltebilir.

Enerjimizi dengede tutmak için temel taktikler

• Her zaman biraz proteinle sabah kahvaltısı yapılmalı.
• Beyaz yiyecekleri bırakmalı. (şeker ve sentetik tatlandırıcılar, yüksek işlemlenmiş beyaz ekmek, kekler, tatlılar vb)
• Gün boyu düzenli su tüketilmeli fakat yemek esnasında su tüketmemeye çalışılmalı.
• Taze, işlenmemiş ve organik gıda tüketilmeli.
• Ayrıca omega- 3 ve omega-6 (esansiyel yağ asitleri) tüketmeye çalışılmalı.

Benzer Konular