Otizmde Beslenmenin Önemi

OTİZMDE BESLENME

Otizm ve hiperaktivitede beslenme nasıl olmalı

Bozuk metilasyondan etkilenen fonksiyonel bölgeler birbirleriyle karşılıklı olarak etkileşim içindedirler. Aynı şey sizin bağışıklık sisteminiz ve sindirim problemleri arasındaki ilişki için de geçerlidir. Bağışıklık hücrelerinizin büyük bir bölümü sindirim yolunda yerleşmiş olduğu için metilasyon, bağışıklık bozuklukları, geçirgen bağırsak sendromu gibi sindirim problemleri, alerjiler, çocukların yaygın olarak yaşadığı çeşitli sindirim problemleri birbirleriyle yakın ilişki içindedir.
Kısaca metilasyon düşükse T hücrelerinin üretimi de düşüktür bu durumda histamin düzeyi yükselir. Histamin enflamasyonla ilişkilidir ve geçirgen bağırsak sendromu ve alerjilere yol açar.

YEDİKLERİMİZİN AKIL SAĞLIĞIMIZA ETKİLERİ

Pek çok çocuğun diyetinde yüksek şeker, rafine nişasta, kolalı yiyecek ve içecekler, kötü çeşit yağlar ve suni katkı dediğimiz çeşitli kimyasallar bulunmaktadır.

Bu tarz bir beslenme; çok yüksek enerji ve temel besinlerden eksik bir beslenme düzeni demektir. Ülkemizde ıvır zıvır olarak bilinen (yabancı otoritelerce de junk food diye nitelendirilen) ve çeşitli beslenme uzmanlarının yaptığı örnek çalışmalar ile hiç bir besleyici değer taşımadığı ortaya konan bu ürünlerin çocuklarımızın davranışlarında, öğrenme yetilerinde, ruh hallerinde ve enerji düzeylerinde dalgalanmalara neden olduğu tesbit edilmiştir.

Bu çeşit beslenme ile vücudumuzun ve beynimizin yaşamsal fonksiyonlarını sağlayan önemli gıdaları eksik ya da hiç alamamaktayız. (bak: www.fabresearch.org) 15 temmuz 2010 itibari ile Avrupa Birliği hazır gıdaların etiketlerinde bilim otoritelerince otizm ve hiperaktivite yapabilen maddelerin olduğunu tesbit ettiği katkıları belirtme zorunluluğu getirmiştir. Sigara paketlerinde ‘’sigara sağlığa zararlıdır’’ örneğinde olduğu gibi .

Zayıf beslenme düzeni zayıf sağlık demektir. Çoğu zaman hazırlanması ve satın alınması kolay hazır yiyeceklerle çocuklarımızın sağlığını kendi ellerimizle bozmaktayız .

Son dönemlerde yapılan kontrollü çalışmalarda da görülmüştür ki; katkı maddesi içeren yiyecekler sinirlilik, hiperaktivite ve davranış bozukluklarına hatta daha fazlasına neden olabilmektedir.

Genellikle diğerine göre daha ucuz olan ürünlerde içerik şüpheli olabiliyor. Örneğin çilekli yoğurdu ele aldığımız da genellikle görülen odur ki ürüne rengini, kıvamını ve tadını veren kimyasallar katılmaktadır (jelatin, glukoz, suni tatlandırıcı, boya vb gibi).

Yağ oranı düşük diye bildiğimiz pek çok yoğurtta da genellikle koyulaştırıcı olarak bilinen (mısır nişastası, suni tatlandırıcı vb) ürünler kullanılmakta, dolayısı ile de besin değerleri düşük olmaktadır.

Hazır yemeklerde de daha ucuz olsun diye, sağlık için son derece zararlı olduğu pek çok araştırma ile kanıtlanmış hidrojenize yağlar, koruyucular, deri ve kemik tozları ve benzeri pek çok hileli malzemeler (örneğin dondurulmuş tavuk nuggetlerinde) kullanılmaktadır.

Fastfood ürün satan yerlerde de çoğunlukla yüksek ısıda sıkıştırılarak üretilen bitkisel yağlar kullanılmakta ve bunlarda yapılan pişirme işleminde de yüksek ısıda zararlı yağ asitleri ortaya çıkmaktadır.

Süpermarketlerde genellikle daha çok insan satın alıyor diye daha büyük boyutlarda üretilmiş elmalar satılmaktadır. Çoğu zaman bunun anlamı daha zayıf vitamin ve mineral yanı sıra aslında hiç bulunmaması gereken hormon içeriği demektir.

Yiyeceklerde kullanılan yapay tatlandırıcıların çoğu sentetik kimyasallardan oluşmaktadır. Bunların tadı ve kokusu doğallarıyla aynı olduğundan fark edilemediği gibi doğala özdeş de değildir.

Piyasalarda satılan (tüm dünya pazarlarında) hazır meyve suları veya gazlı içeceklerde yüksek oranda şeker kullanılmaktadır. Bu ürünler besin değerleri olmadığı halde haddinden fazla enerji yüklemesi yapmaktadırlar. Örneğin 330 ml. olarak sunulan bir cola’da 25 gr. şeker bulunmaktadır. Şeker içermiyor diye satılanlarda ise suni tatlandırıcılar vardır. Bunların da çocuklar için farklı riskler taşıdığı kanıtlanmıştır. Düzenli kullanılmaları halinde vücudun mineral düzeylerinde önemli düzeylerde azalmalara da yol açabilmektedir.
Gıdalar ve beslenme alışkanlıkları çocukların çoğunun ruhsal ve fiziksel sağlığında anahtar rol oynarlar. Bunun için onların ruh ve beden sağlığını korumak adına onlara yedirdiğimiz tüm ürünleri dikkatle seçmeli, daha dikkatli ve bilgili olmalıyız. Bunu gelecek nesillerimiz için yapmalıyız.

Çocuklarımız şeker ve nişastalı yiyecek bağımlısı olabilirler. Pek çok rafine nişastalı ve şekerli ürün çocuğumuzun beyin, sindirim ve bağışıklık sistemine hasar verebilir. Sonuç olarak da ruh hali, enerji dalgalanmaları, öğrenme güçlüğü, davranış problemleri gibi sorunlara davetiye çıkarılabilmektedir. (ABD ve İngiltere’de gelecek nesillerin beden ve ruh sağlığı için bu konularda ciddi çalışmalar ve düzenlemeler yapılmaya başlanmıştır.)

Çocuklarımız yeterince iyi yağ almak yerine kötü yağlar olarak bilinen (hidrojenize bitkisel ) yağlardan bolca tüketebilirler. Bu tür yağlar genellikle rafine edilmiş, pek çok işlem görmüş ürünlerde bulunmaktadırlar (cips, hazır kek, pasta, bisküvi, vb.).

Oysa beynin gelişmesi ve fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için omega-3 (EPA-DEHA), omega-6 gibi temel yağlar (esansiyel yağlar) gerekmektedir. Bunlar vücut tarafından üretilemediği için besin yolu ile almamız zorunludur.

Son çalışmalar göstermiştir ki bağışıklık sistemimiz, kalp ve beyin sağlığımız için çocuklarımıza verdiğimiz omega-3 yağ asidi; onların hızlı okuma, heceleme, dikkat, hafıza gibi sorunlarına yardımcı olmaktadır. Tüm bunlara ek olarak da kendine ve çevresine zarar veren davranışlarında düzelmeler sağlamaktadır
Çocukların beslenme alışkanlıklarında üç temel etki vardır:

• Basit karbonhidratlara olan tutku
• Çok fazla kötü yağla beslenip iyi yağlardan fakir beslenme
• Suni katkı maddelerinden zengin beslenmesi; tatlandırıcı, renklendirici, koruyucu (gıdaları mantar ve bakterilerden koruyan) kimyasallar vb..

Çocuklarımıza zaman zaman aşağıda belirtilen teşhisler konmuş olabilir:

Öğrenme güçlüğü ve davranış bozukluğu
Otizm
Disleksi
Dispreksia (gelişimsel koordinasyon bozukluğu)
Hiperaktivite vb..

Bunların çoğunun sorunu bazen ortak da olabilmektedir. Unutmamalıyız ki teşhis sadece bir tanımlamadır, bir açıklama değildir. Bunlar sorunlarını tanımlayabilirler ama nedenlerini açıklayamazlar.

Amerika’da çocukların 1/20‘sinde hatta bazı eyaletlerde daha da fazla oranda çocuk ritalin benzeri ilaçlarla tedavi edilmeye çalışılmaktadır. Oysa bu teşhis bazı tıbbi durumlardan; hormonal, metabolik, genetik, sinir sistemi hasarlarından, kan hastalıkları ve ağır metal zehirlenmelerinden kaynaklanıyor olabilmektedir. Aslında bu tür ilaçlar daha ucuz olduğu için sonuçların baskılanması hasarın tedavisine tercih edilmekte ve ailelere ilk olarak bu yol önerilmektedir.

Eğer çok gerekli değilse bu tür ilaçlara yönelmek uygun değildir. Bazı çocuklar için ilk çare değil son çare olmalıdır. Zira bir yeri yaparken başka bir yeri bozabilirsiniz. Bu tür ilaçlar daha iyi konsantrasyon sağlıyorsa bu çocuklar neden daha iyi öğrenmeye başlayamıyorlar?

OTİZM:

Otizm yaygın gelişimsel bozukluk yelpazesi içindeki en ağır durumdur. Bu durumun kaynağı olarak bazı genlerdeki hasarlara bağlı metabolik bozukluklar, ağır metal zehirlenmeleri ve çevresel faktörler bir çok çalışmada gösterilmektedir.

Genler kader değildir. Genler kadar ailenin beslenme alışkanlıkları da bu durumda etkili olabilmektedir.

Otizm yelpazesinde yer alan hasarlar, öğrenme ve davranış problemlerinin yanı sıra sindirim zorlukları, barsak problemleri, bağışıklık sistemi bozuklukları, ruhsal durum, canlandırma ve algılama ile ilgili konularda da sorunlar görülmektedir .

Çocuğun beyin gelişimi döneminde besinlerin önemi büyüktür. Bu nedenle de çocuğun barsak yapısının iyi olması esastır. Bu besinlerin iyi işlemlenebilmesi için akıl ve vücut sağlığı arasında sıkı bir bağ vardır:

• Anne sütü yerine biberonla beslenme tercih edilmişse
• Çok küçük yaşlarda sık antibiyotik kullanımı söz konusu ise
• Anne sütü kesildikten sonra beslenme zorluğu, yemek seçme vb. güçlükler varsa (Çocuk anne sütü ile iyi bakterileri alarak bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, kendi barsak florasını oluşturur).
• Tekrarlayan enfeksiyonlar, allerjiler, diğer bağışıklık sistemi bozuklukları varsa
• Uyku problemi varsa
• Aksiyete, depresyon, değişken ruh hali varsa
• Sinirlilik, stres gibi hassasiyetler varsa
• Algılama, davranış ve öğrenme güçlüğü, görme ve duyma problemleri varsa

Bu konumdaki çocuklarda sıklıkla bağışıklık sistemi hasarına bağlı olarak alerjiler, kulak enfeksiyonları, egzema, astım, barsak hasarları görülür. Ayrıca mide ve karın ağrılarına da sık rastlanır.

Uyku problemi olan bu tür çocuklarda omega-3 yağ asitleri verildiği zaman sonuç olarak çocukların uyku problemlerinin düzeldiği gözlemlenmiştir.Ya da nörotransmitter yolaklarındaki bazı problemler (serotoninin uyku için gerekli melatonine dönüşme problemi gibi) için gereken yapılınca problemin ortadan kalktığı gözlenmiştir.
Pek çok insan ADHD (hiperaktivite, dikkat dağınıklığı sendromu), otizm ve diğer durumlara yatkın genlere sahiptir. Toplumun yaklaşık olarak %60’ında bu tür bir genetik altyapının söz konusu olduğu bilim çevrelerince kabul görmüş bir görüştür. Fakat bu sendromlar basit bir şekilde doğrudan iyi yaşam sitili ve iyi beslenmeye bağlı değildir. Zayıf genler ve çevresel kirlilik, yanlış beslenme puzzle’ın parçalarını birlikte birleştirmektedirler. Günümüzde yaşam biçimimizde doğru sandığımız pek çok yanlışımız vardır. Anne çocuğunu iyi ve hijyenik beslediğini düşünürken çocuklarını suni kimyasallar gibi toksinlere ve zayıf beslenmeye daha açık hale getirebilmektedirler. Ne yazık ki bu gibi şeyler çocukların beyin ve fizik sağlığına zarar vermektedir. Bunları değiştirmek de çoğu zaman çok zordur.

Çocukların davranış performansları buz dağının görünen kısmıdır:

• Bağışıklık sistemi ve kimyasal ileti sistemindeki yakın ilişki bizim beynimiz ve barsaklarımız arasında da vardır.
• Bu tür çocuklarda dolaylı olarak görünen sindirim sistemi ve beslenme dengesizlikleri oluşmaktadır.
• Bağışıklık sistemi gibi sistemlerimizi dengeli beslenme ile daha sağlıklı hale getirebiliriz. Bu sistemlerimizdeki sağlık hali diğer terapilerin etkisini artırmaktadır.

Çocuğumuzun sağlığı için gerekli beslenme düzeni

• Su
• Protein
• Yağlar (esansiyel yağlar omega-3, omega-6)
• Karbonhidratlar ve posalı yağlar
• Vitaminler
• Mineraller
• Antioksidanlar
• Egzersiz (iyi bir diyetin tamamlayıcı unsurudur)

Beyin ve vücudun fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için yeterince su tüketilmelidir. Özellikle filtre edilmiş, toksik metallerden ve zararlı organizmalardan arındırılmış su tüketilmelidir.

Beslenmede üç temel öge vardır;

• Yağlar
• Karbonhidratlar
• Proteinler

Bunların denge içerisinde olması önemlidir.
Sağlıklı bir beslenmede vücudun ihtiyacı olan enerjinin yarısı karbonhidratlardan,1/5’i proteinlerden ,1/3’ü yağlardan sağlanmalıdır.

Çocuk beslenmesinde bu temel besinlerden çok miktarda alınması değil alınan protein, yağ ve karbonhidratların tipi ve kalitesi önemlidir.

Proteinler:

Proteinler vücudumuzun yapı taşlarıdır. Beyin ve vücudun gelişmesi ve korunması için hayati önemi vardır. Kaslar,kemikler ve tendonlar proteinden yapılmışlardır. Proteinlerin yapımında enzimler biyokimyasal reaksiyonlar sağlarlar.

Protein içeren gıdalar yediğimiz zaman bu ürünler aminoasitlere parçalanırlar. Vücudumuzda kullandığımız 20 çeşit amino asit vardır. Bunlardan 8 tanesi esansiyel diye tabir edilmekte ve vücudumuzda üretilememektedir. Bunları gıdalarımız yoluyla alır ve kullanırız.

Her konuda olduğu gibi protein tüketiminde de dengeli olmak gerekmekte ne az ne de çok tüketilmelidir.

Proteinleri; et, balık, yumurta, peynir, fındık, fıstık, fasulye ve baklagillerden alırız.

Temel Amino asitler:

Triptofan:
Triptofan vücut için gerekli on esansiyel aminoasitten biridir. Sinir sisteminin mesaj üretiminde rolü vardır. Özellikle gevşeme ve uykuda önemli görevleri bulunur. Doğal bir rahatlatıcı olan triptofan normal uyku düzenine, anksiyete, depresyon, ruh hali dengesizliklerinin giderilmesine yardımcıdır. Bağışıklık sisteminin düzgün işlemesinde, migren tipi baş ağrılarında, iştahı düzenleyerek kilo kontrolünün sağlanmasında, büyüme hormonunu artırmakta ve çocuklardaki hiperaktiviteyi kontrol etmekte yeri vardır.
Seratonin seviyesini yükselterek;
• İştahı düzenler
• Daha iyi uykuya yardımcı olur.
• Ruh durumunu dengeler.
• Niasin eksikliğini önlemede yardımcı olur.
Eksikliğinde;
• Depresyon
• Anksiyete
• iritasyon
• sabırsızlık
• düşünmeden hareket etme
• konsantrasyon bozukluğu
• açıklanamayan kilo kaybı
• çocuklarda yavaş büyüme
• oburluk ,karbonhidrat tutkusu
• zayıf uyku
• uykusuzluk görülebilir.
Triptofan ile birbirini etkileyen besinler:
Triptofanın niasin ve seratonine dönüşebilmesi için vitamin-B6 ya ihtiyaç vardır. Ayrıca vitamin-C, folik asit, magnezyum, tirosin ve fenilalaninin triptofan metabolizmasında görevleri vardır.
Aşağıda sıralanan sağlık sorunlarının iyileştirilmesinde destek olmaktadır.
• Anksiyete
• Depresyon
• Baş ağrısı
• Uykusuzluk
• Gece kabusları
• Obezite
• Obsessiv/kompulsif bozukluk
• Ağrı
• Adet öncesi sendromu
• Yaşlılık bunaması
• Tourette’s sendromu
Birkaç yıl önce A.B.D‘de triptofan gibi bir suplement olan 5-htp üretildi. 5-htp de aynı triptofan gibi depresyon, uykusuzluk ve kilo kayıplarının tedavisinde kullanılmaya başlandı.
Diğer Temel aminoasitler:
Histidin
Hemoglobinde bol bol bulunur. Romatoid artrit, kansızlık, alerji ve ülser tedavisinde kullanılır. Sinir hücrelerini koruyan Miyelin kılıfının düzenli çalışmasını sağlar, kan basıncını düşürür ve vücudu ağır metallerden arındırmada yardımcıdır.İzolösin(Isoleucine)
Hemoglobin şekillenmesinde,kan şeker düzeyinin düzenlenmesinde ve stabil hale gelmesinde kas,cilt,kemik iyileştirmelerinde,fiziksel ve mental hasarları bulunanlarda eksikliği gözlenir.

Lösin (Leucine)
Valin ile kas, cilt ve kemik problemlerinin iyileştirilmesinde birlikte çalışır. Büyüme hormonunun üretiminde yeri vardır. Özellikle ameliyat sonrası iyileştirmelerde katkı sağlar.
Lisin (Lysine)
Yeterli kalsiyum emilimini ve yetişkinlerde nitrojen dengesini gerektiği gibi olmasında yeri vardır. Soğuk algınlığı, herpes virüsü ile savaşmamıza da yardımcıdır .ayrıca kanda yüksek trigliseritin düşürülmesinde de rol oynar.
Methiyonin(Methionine)
İyi bir antioksidan ve sülfür kaynağıdır. Cilt, tırnak, saç hasarlarının onarılmasında, beyne , kalbe ve böbreklere giden kan akımını engelleyen karaciğer ve arterlerde bulunan yüksek orandaki yağın yıkılmasında yardımcıdır. kurşun gibi zararlı ağırmetallerin atılımında yardımcıdır. Şizofreniklerin beyninde hatalı mesajlar oluşmasına neden olan vücuttaki histamin düzeylerinin düzenlenmesinde görevi vardır.
Fenilalanin(Phenylalanine)
Beyinde sinir hücreleri arasında iletişimde kullanılan nöroepinefrin adlı kimyasalın üretiminde kullanılır. ruh hali dengesizlikleri, acı hissinin olmaması, hafıza, öğrenme, depresyon, migren ağrıları, artrit, obezite, parkinson, şizofreni ve menstural krampların tedavisinde kullanılır.
Treonin(Threonine)
Vücuttaki protein dengesinin düzenli işlemesinde yardımcıdır.karaciğerde yağın çoğalmasını engelleyen methiyonin ve aspartik asit ile birlikte olduğu zaman lipotropik ve karaciğer fonksiyonlarına yardımederek özümseme ve metabolizmayı destekler.ayrıca diş minesi,elastin ve kolojen oluşumunda önemli yeri vardır.
Valin(Valine)
kas metabolizması ,koordinasyonu, doku tamiri ve kas dokusu tarafından enerji kaynağı olaral kullanılan vücutta nitrojen dengesinin sağlanmasında rolü vardır. karaciğer ve safra kesesi tedavisinde, mental dinçlikte yardımcıdır.

Diğer Aminoasitler

Sistein:

Sistein sülfür içeren bir aminoasittir. Zararlı toksinlerin atılımında, radyasyon hasarından korunmada,alkolden, uyuşturucu sigara gibi toksik maddelerden zarar gören karaciğer ve beyni korumada, romatoid artrit ve zarar görmüş kan damarlarının tedavisinde , kas yapımı ve yağ yakımı metabolizmasında önemli görevleri vardır.
Gıdalarda doğal olarak bulunduğu gibi vücutta methiyonin amino asidi tarafından da üretilir. Sisteinin üretiminde methiyonin önce SAM’e (S- adenosyl methiyonin) dönüşür. SAM daha sonra homosisteine dönüşür. Homosistein serinle birlikte reaksiyona girerek sisteini oluşturur.
Sistein üretiminde çeşitli besinlerin alakası vardır. Methiyonin, Vitamin B6, Vitamin B 12, SAM ve folik asit eksikliği sisteinin yeterince üretilmesini engellerler.
Faydaları:
• Vücudun kimyasallardan ve ağır metallerden detoksunu sağlar.
• Hücreleri serbest radikallerin zararından korur.
• Akciğerlerdeki fazla mukusu engeller.
Özellikle bronşitin ve diğer solunum yolu hastalıklarının tedavisinde kullanılır.
Sık soğuk algınlığı olduğu durumlarda sistein miktarını artırmakta fayda vardır.
Sistein suplementi NAC olarak intavenöz verildiğinde göğüs ağrısı için kullanılan nitrogliserine tahammülü engelleyebilir. Bu durumda maalesef çeşitli baş ağrılarına neden olabilirler.
Sistein suplementleri kortikosteroidler ve antienflamatuvar ilaçlar ile birlikte kullanıldığında aktivitelerini yükseltebilirler.
Hepatit C’nin tedavisinde kullanılan interferon’un etkisini artırır.
Aşağıdaki sağlık sorunlarının tedavisinde kullanılır:
• Akut nefes alma sıkıntılarında
• Astım
• Kanser
• katarakt
• Saç kaybı
• Kalp hastalıkları
• Ağır metal toksisitesinde
• HIV/AIDS
• Karaciğer rahatsızlıkları
• Parkinson
• Sedef hastalığı
• Romatoid artrit
• Viral enfeksiyonlar
nitrogliserine tahammülü engelleyebilir. Bu durumda maalesef çeşitli baş ağrılarına neden olabilirler.
Sistein suplementleri kortikosteroidler ve antienflamatuvar ilaçlar ile birlikte kullanıldığında aktivitelerini yükseltebilirler.
Hepatit C’nin tedavisinde kullanılan interferon’un etkisini artırır.
Aşağıdaki sağlık sorunlarının tedavisinde kullanılır:
• Akut nefes alma sıkıntılarında
• Astım
• Kanser
• katarakt
• Saç kaybı
• Kalp hastalıkları
• Ağır metal toksisitesinde
• HIV/AIDS
• Karaciğer rahatsızlıkları
• Parkinson
• Sedef hastalığı
• Romatoid artrit
• Viral enfeksiyonlar
Sistein içeren gıdalar: Kümes hayvanı eti, yoğurt, yumurta sarısı, kırmızı biber, sarımsak, soğan, brokoli, Brüksel lahanası, yulaf ve tahıllar.

Alanin (Alanine )
Periferden Karaciğere nitrojenin transferinde ve glükoz metabolizmasında önemli rol oynar.
Arginin(Arginine)
Bağışıklık sisteminin çok önemli elemanı olan T hücrelerini üreten timus bezinin aktivitesini ve büyüklüğünü artırarak kanser ve tümör oluşumunu yavaşlatabilirler. Karaciğer detoksunda ve kas oluşumunda, insülin metabolizmasında ve artrit tedavisinde görevleri vardır. Ayrıca penisdeki kan akışını yükselterek doğal viagra görevi vardır.

Aspartikasid(Asparticacid)
Depresyon, kronik yorgunluk sendromunda yardımcıdır. Vücudun dayanma gücünü artırır. Hücre oluşumu, metabolizması ve yenilenmesinde rolü vardır.Toksinleri kan yolu ile vücuttan uzaklaştırarak karaciğeri korur ve daha genç görünmemize yardımcı olur.Yararlı mineralleri sindirim sistemi duvarından kolayca geçirerek, hücre ve kan içine girip genetik bilgileri taşıyan RNA ve DNA nın fonksiyonlarına yardımcı olur.

Glisin(Glycine)
Kas dejenerasyonunu yavaşlatır. Glikojen deposunu güçlendirir. Santral sinir sistemi ve bağışıklık sistemini destekler.Doku hasarının tamirinde kullanılır.
Ornitin (Ornithine)
Büyüme hormonunun salgılanmasını çabuklaştırır. Sağlıklı bağışıklık sistemi, amonyak detoksifikasyonu, karaciğer yenilenmesi, insülin salgılanmasını
Uyarma gibi işlevleri vardır.

Prolin(Proline)
Yaşla birlikte azalmaya başlayan kollajen dokusunun üretimini sağlayarak cilt dokusunu geliştirir. Kemiklerin eklem yüzeylerindeki kıkırdak dokunun iyileşmesinde, tendonların ve kalp kasının kuvvetlenmesinde Vitamin-C ile birlikte çalışır.

Serin (Serıne)

Yağ ve yağ asidi metabolizmasının düzenli işlemesi,kas gelişimi ve bağışıklık sisteminin sağlıklı işlemesi için ihtiyaç duyulan bir aminoasidtir.Sinir liflerini koruyan myelin kılıflarının bileşenidir. RNA ve DNA da hücre şekli ve fonksiyonları için önemlidir. Serumdaki antikor özelliğine sahip proteinler ve vücuda giren yabancı maddelere karşı koymak için üretilen antikorların üretimine yardımcıdır.

Taurin (Taurine)
Sindirim sisteminde yağların özümsenmesi için gerekli safra salgısının bileşenidir. Kalp kasını kuvvetlendirir, görüşü güçlendirir, aterosklerosuz, ödem, kalp hastalıkları, hipertansiyon, hipoglisemi gibi rahatsızlıklarda kullanılır. Ayrıca gıdalarla alınan sodyum, potasyum, kalsiyum ve magnezyumun düzenli kullanımı için hayati görevleri vardır. Anksiyete, epilepsi, hiperaktivite, zayıf beyin fonksiyonları ve nöbetlerin tedavisinde yeri vardır.
CBS geninde mutasyonu olan kişilerin çok düşük dozlarda kullanması gerekir. Zira sülfür içerdiği için vücutda fazlasının nörotoksik etkileri olan amonyak ve sülfit oranını artırabilir.

Tirozin (Tyrosine)
Adrenalin ve dopaminin ön maddesi olan tirosin ruh durumunu dengeleme, metabolizmayı uyarma, iştahı baskılama, vücut yağını azaltmaya yardımcıdır. Ayrıca saç ve cilde renk veren melanin maddesinin üretimi, böbrek üstü, tiroid ve hipofiz bezi fonksiyonları için gereklidir. Kronik halsizlik, anksiyete, başağrıları, alerjiler ve uyku hastalığının (narkolepsi) tedavisinde yeri vardır.

Glutamik asid (Glutamic acid )
Santral sinir sistemi, beyin ve omurilik için uyarıcı bir nörotransmitterdir. Beyin için yakıt görevi gören yağ ve şeker metabolizmasına ve omurilik sıvısı vasıtası ile beyine potasyumun geçişine yardım eder. Epilepsi, mental retardasyon, kas yetersizliği ve ülser tedavilerinde kullanılır.
Glutamin (Glutamine)
Glutamin bir başka aminoasid olan glutamik asid veya glutamatdan vücut tarafından sentezlenir. Kas dokusunda ve kanda en bol bulunan aminoasittir. Özellikle sindirim sistemi ve bağışıklık sistemi için çok önemlidir. Son yıllarda atletler arasında çok popülerdir. Egzersiz sonrası vücudun eski formuna kavuşması sürecini hızlandırdığına inanılmaktadır. Vücut glutamatdan glutamin üretirken kandaki amonyak düzeyini de azaltır. Glutamin, glutatyona glikojen sentezinde ön madde olarak hizmet eder ve DNA ve RNA yapmak için kullanılan nükleotidlerin üretimi için nitrojen tedarik eder.
Kişinin besinlerle doğal olarak aldığı glutamininden kaynaklanan herhangi bir sorun gözlenmemektedir. Hatta günlük olarak 10 mg civarında suplement olarak alınmasının da güvenli olduğu görüşü hakimdir. Ancak Tolare edilebilen enyüksek değerin ne kadar olduğu tam olarak bilinmemektedir. Bunun yanı sıra bazı araştırmalara göre intravenöz olarak alınan glutamin suplementinin kullanıldığı dönemde karaciğer enzimlerinin geçici olarak arttığı gözlenmiş, kesildiğinde bu toksisite işaretinin ortadan kalktığı belirlenmiştir. Mono sodyum glutamata (MSG) hassasiyeti olan kişilerin glutamat suplementleri almamaları gereklidir. Ayrıca Epilepsi, bipolar bozuklukluğu bulunan kişilerin de glutamin suplementleri kullanırken ihtiyatlı olmaları gerekir.

Glutamin eksikliği yaygın olarak görülen bir durum değildir. Bununla birlikte enfeksiyonlara ya da ciddi yanık olaylarına bağlı fiziksel travmalarda glutamin sevyeleri düşer. Ayrıca barsak geçirgenlik problemi, zayıf bağışıklık sistemi gibi kişisel zayıflık sergileyen kişilerde de yetersizliği görülebilir.
• Barsak yapısının sağlıklı işlemesini sağlar
• Anahtar bir antioksidan olan glutatyon üretimine yardım eder.
• Vücudunuzdaki asid –baz dengesinin düzgün olmasını sağlar.
• Kas kütlenizin sağlıklı olmasına yardım eder.
• Depresyon , şizofreninin tedavisinde yararlanılır.
• Ülserlerin iyileşme süresini kısaltmak için kullanılır.
• Yorgunluk, halsizlik durumlarında destekleyici olarak kullanılabilmektedir.
Ancak Nörolojik gelişim bozukluğu olan pek çok hastada GABA/GLUTAMAT dengesi hayatidir.

EKSİTOTOKSİN KONTROLU ŞART:

Nörotransmitterler: GABA/Glutamat Balansı;

Ruh halimiz ,enerji seviyemiz,mental stabilite,konuşma,motor sorunları uyku ve hormonal fonksiyonların nörotransmitter balansı ile yakın ilgi vardır.
Noradrenalin ve glutamat gibi stimüle eden, Serotonin ve GABA gibi inhibitör olan nörotransmitterler beynin balansı için önemlidir.

Stimüle eden nörotransmitterler ile inhibütör nörotransmitterlerin dengede olmaması beyni fazla stimüle etmeye ya da inhibe etmeye neden olur. Stimülanlar artarsa yeterince relaks olamaz. Çünkü inhibitör partner deplese olur.
Tersi durumda depresyon, letarji ve benzeri durumlar izlenebilir

Yağlar

Beynimizin yaklaşık % 60’ı yağdır. Beynimizin çalışmasını, yediğimiz yağların tipi tek başına bile etkileyebilir. Beynimizin sinir hücreleri çok özel çeşit yağlara ihtiyaç duyarlar. Eğer yanlış tip yağ tüketirsek onlar da düzgün fonksiyon göstermezler. İyi ve kötü yağların her ikisi de fiziksel ve mental sağlımız için kritik değer taşırlar. Bu sorun pek çok kişi ve hatta kimi zaman sağlık profosyonellerince de pek önemsenmez. Ancak bu duruma özen göstermezsek yaşamımızda büyük bedeller ödeyebiliriz.

Niçin yağ yeriz?

• Tatları çok lezzetli olduğu için özellikle soğan, sarımsak ve baharatlarla birlikte olduğunda yiyeceklere çok hoş tatlar verirler.
• Bize enerji verirler; pek çok hücre tarafından enerji için yakılırlar. Fakat ilginçtir ki beyin hücreleri yağları değilde sadece şekeri enerji için kullanırlar. Bu nedenle de kan/şeker düzeyini korumak çok önemlidir.

• Yağlar bize tokluk hissi verirler. Yedikten sonra bizim iştahımızı düzenlemeye yardımcı hormonlara bağlı olarak bunu yaparlar. Fakat bu sinyaller bazen düşünmeksizin ihtiyacımızdan fazlasını yememize neden olur.
Kötü yağlar sıklıkla kekler, bisküviler, dondurmalar, tatlılar, soslar (salata sosları) ve yüksek proses edilmiş atıştırmalık yiyeceklerde (cipsler gibi) bulunur. Kötü yağlarla yapılmış yiyeceklere kolaylıkla bağımlılık geliştirebiliriz. Çünki, çoğunlukla içinde şeker ve suni tatlandırıcılar da bulunur.

Niçin yağlara ihtiyacımız var?

Genellikle tüm yağları kötü biliriz. Fakat gerçekte bazı yağlar vücudumuz için vazgeçilmezdir.

• Yağlar tüm hücre yapılarımız için hayatidir. Çünki hücre duvarlarının geniş bir bölümü yağdan oluşmaktadır.
• Bazı özel yağlar, kalp ve diğer hayati organlarımız, beyin ve sinir hücrelerinin yapısı için ihtiyaçtır.
• Yağlar hemen hemen tüm hücresel fonksiyonların; hücre özünün içine ve hücrenin dışına taşınması ve hücreler arası sinyallerin bilgilerinin iletilmesi görevini içerirler. Hatta bazı yağlar genlerimizi düzenler, aktivitelerini artırır ya da düşürürler.
• Bazı özel yağlar kan akışımızı, hormonlarımızın dengesini ve bağışıklık sistemimizi düzenler.
• Yağda eriyen A, D, E, K vitaminleri için ihtiyacımız vardır.
• Enerji kaynağıdır ve istenildiğinde kullanılmak üzere depolanabilmektedir.

Özellikle çocukların fiziksel ve mental sağlığı için yağlara ihtiyacı vardır.

• Hücre membranlarının elastikiyeti ve yapımı
• Bağışıklık sistemini, kalp,dolaşım ve hormon dengesini desteklemek
• Beyin ve sinir sisteminin yapımında ve fonksiyonlarını yerine getirmek için
kullanılırlar.

Ancak yağ içeriklerini kullanırken bile genetik mutasyonlarımız devreye girmektedir:

NOS Mutasyonu

Nitrik oksid sentez enzimi üre döngüsünde yer alır ve amonyak detoksunda yardımcıdır. NOS +/+ enzim aktivitesini düşürür ve CBS apregülasyonu ile birlikte varsa daha da yüksek amonyak seviyelerine neden olurlar.

Bazı medikal literatürlere göre; 3 EFAs NOS aktivitesini limitleyebilir.
NOS aktivitesi verimsiz olunca üre döngüsünde gerginlik yaratır ve amonyağı artırabilir.
NOS mutasyonu olmayan kişiler günlük olarak balık yağı düşünebilirler. Fakat NOS mutasyonlu kişiler vücudun yağ ihtiyacı için başka alternatifler düşünmelidir ve farklı lipid donörler kullanabilirler:
Bu durumda DHA gibi omega-3 kaynakları
EFA içerikli olmayan omega-3 kaynakları düşünülmelidir.

Ana yağ tipleri:

• Doymuş yağlar
Et, yumurta, süt, krema, peynir gibi gıdalarda doğal olarak bulunurlar ve A, D, E ve K vitamini gibi yağda eriyebilen vitaminlerin kaynaklarındandır. Yavaş yakılan önemli enerji kaynaklarımızdandır. Tükettiğimiz şekerden de yağ üretebilmekteyiz. Ancak doymuş yağlar tüm beslenmemizin toplam enerjisinin %10’undan fazlasını kapsamamalıdır. Fazla olduğu taktirde damarların elastikiyetini engelleyebilir ve kalp krizi gibi sorunlara yol açabilir. Ayrıca karaciğer ve sindirim sistemine aşırı yük bindirir.

• Tekli doymamış yağlar (zeytinyağı, fındık, tohum ve benzeri bitkisel yağlar)
Tekli doymamış yağlar genellikle iyi yağlardır. Oda ısısında akışkan haldedirler. Kendi kendimizede vücudumuzda tekli doymamış yağ üretebiliriz. Bu nedenle esansiyel değildirler. Doğal yollarla üretilen sızma zeytinyağı tüketimi, özellikle uzmanlarca önerilmektedir. Sağlıklı koşullarda soğuk preslenerek üretilen fındık, ceviz gibi besinlerin yağları da çok değerlidir. Bu yağların karanlıkta, hava almayan serin yerlerde saklanması özellikle tavsiye edilmektedir. Aynı şekilde yeşil bitkilerden elde edilen yağların da karanlıkta bekletilmesi daha uygundur.

• Çoklu doymamış yağlar
Bu yağların iyi ve kötü olmak üzere iki türü vardır.

Çoklu doymamış likid yağlar (iyi yağlar):
Çok düşük ısıda bile likittirler. Doğal bitkilerde, fındık, tohum, et, yumurta, mandıra ürünlerinde ve balık ve deniz ürünlerinde bulunurlar. Çoklu doymamış yağlar içeriğindeki esansiyel yağ asitleri nedeni ile insan metabolizmasında büyük önem taşırlar.

Çoklu doymamış yağ asitleri (pufa )
Omega-3 ve omega-6 yağ asitleri çoklu doymamış yağ asitlerinin özel çeşididirler. Vücudumuzda kendi kendimize üretemeyiz. Bu nedenle de bunlara esansiyel yağlar denilmektedir. Fakat bir teoriye göre beslenmemiz yolu ile aldığımız LA (linoleic asit) dan omega-6’nın tüm formlarını, ALA (alfa linoleic asit) dan omega-3’ün tüm diğer formlarını yapabilmekteyiz.

Çoklu doymamış yağ asitleri (pufa )
Yüksek doymamış yağ asitleri (hufa)

Olarak tanımlanırlar.

Omega-3 ve 0mega-6 nın farklı tipleri

Omega-6 omega-3
EFA (LA (linoleic asit) ) ALA ( a-linoleic asit)
———————————————————-
GLA EPA
HUFA
DGLA DHA

AA (arachidonic)

Omega-3 yağ asitleri kaynakları :
En önemli üç besleyici yağ asiti olan EPA, DHA ve ALA dır.
ALA (alfa-linoleic asit) :
Yeşil lifli sebzelerde, bazı tohumlarda, ceviz ve fındıkta bulunur. Bunların soğuk presle hazırlanış olmalarına dikkat etmek gereklidir. Tohum, ceviz, fındık, keten tohumu gibi yağları hava almayan, sıcak olmayan karanlık yerlerde saklamalıyız. yeşil bitki yağlarının da karanlıkta korunması uygun olur.

EPA ve DHA: et, mandıra ürünlerinde, balık ve deniz ürünlerinde (temiz deniz ürünleri olmalı), ceviz, fındık ve keten tohumunda bulunur. Özellikle kısa ömürlü ve yüzey balıkları tercih edilmeli. Otistik çocuklarda mümkünse deniz ürünleri yerine kanada veya norveç ürünü balık yağı kullanılmalıdır. Et, süt vb ürün tüketiminde taze, organik ve ilaçlanmamış otlarla beslenen hayvanların ürünleri tercih edilmelidir.

omega-3 yağ asidi içeren en sağlıklı yiyecek listesi

Omega-6 yağ asitleri:
LA ( linoleik asid ):
lipoik asid:
• Vitamin-C ve vitamin-E’nin yeniden oluşumuna yardım eder.
• Antioksidan defans sisteminizi korur ve devamlılığını sağlar
• Kan şeker düzeyinizin düzenlenmesine yardımcı olur.
• Enerji üretiminde rol alır.
• Hücre hasarını önler.

• Eksikliğinde:
• Kanda yüksek şeker
• Sık soğuk algınlığı
• Katarkt,bglokom gibi göz hastalıkları görülebilir.
Zayıf protein alan (özellikle sülfür içeren aminoasitler; methiyonin, sistein, taurin gibi) kişilerde lipoik asit azlığı sorunu yaşanma olasılığı yüksektir. Vitamins C and E, coenzim Q, glutatyon, and NADH gibi antioksidan besleyiciler lipoik asitin vücutta eksilmesini önlemektedir.
lipoik asit aşağıdaki sağlık sorunlarının tedavisinde kullanılmaktadır:
• katarakt
• kronik yorgunluk sendromu
• kronik kas zayıflığı
• Diabet
• glokom
• HIV+/AIDS
• Hipoglisemi
• Glukoz tolerans düşüklüğü
• İnsülin direnci
• Karaciğer yetmezliği(özellikle alkolizme bağlı )
• Akciğer kanseri
• Çocukluk nörodejeneratif rahatsızlıkları
• Radyasyon yaralanmaları
Lipoik asit kaynakları: Bitkisel yağlar, fındık, tohum vb yağlar, ıspanak, kara lahana, brokoli, sığır eti ve dana ciğerinde bulunur.

AA (arachidonic asit ) :
Beyin,kalp ve bağışıklık sistemi için gereklidir. Et ve mandıra ürünlerinde (süt, yoğurt, tereyağı ve peynir) bulunur. Ancak otistik ve bazı alerjik çocuklarda süt ve yumurta tüketimi mümkün değilse yerine et tüketimine gidilmelidir.

DGLA :
Et ve mandıra ürünlerinde (süt, yoğurt, tereyağı, peynir) bulunur. Ayrıca vücudumuzda GLA’dan kolaylıkla DGLA yapılabilir. GLA eşek otu (evening primrose) yağında da bulunmaktadır.

Yüksek doymamış yağ asitleri (hufa):

• Tüm hufa çeşitlerine ilk olarak beynin ihtiyacı vardır .
• EPA, DHA, omega-3 ailesinden DGLA ve AA içeriği vardır. AA ve DHA çocukların beyin yapısı için can alıcı öneme sahiptir.ancak otistik ve bazı alerjik çocuklarda süt, yumurta tüketimi mümkün değil ise et tüketimi ile dengelenebilir.
• DGLA, AA ve EPA beyin fonksiyonlarının regülasyonu, hormonların ve bağışıklık sisteminin dengesi, ve kan akışının düzeni için çok önemlidir.

Çoklu doymamış yarı katı yağlar ( kötü yağlar):
Hidrojenize yağlar;
Suni olarak çoklu doymamış yağlardan doymuş yağ elde edilir. Oda ısısında yarı katı halde bulunurlar Bitkilerin yağlarından yarı katı hale geririlmeleri yüksek basınç altında, 150-180 santigrad derece gibi yüksek bir ısıda ve nikel kullanarak (işlemi hızlandırabilmek için) yapılmaktadır.

Trans yağlar:
Doğal çoklu doymamış yağların bazı molekülleri suni olarak değiştirilerek zararlı trans yağ asitlerine dönüştürülmektedir. Bunlar yarı hidrojenize yağlardır. Hidrojenize ve trans yağlar uzun ömürlü ve ucuz oldukları için gıda sektöründe kullanılmaktadırlar. (ekmeğe sürülebilir yağ yemeyi çok istiyorsak kendi yağımızı üretebiliriz: bir miktar tereyağı ve sızma zeytinyağını iyice karıştırıp buzdolabında saklayabiliriz. İstediğimiz her an sürüme hazır olur.)

İnsanların tükettikleri besinlerden aldıkları EFA’yı (esansiyel yağ asitlerini) ALA ve LA‘den HUFA’e dönüştürebilmelerinin çok da kolay olmadığı yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır.

• Pek çok beslenme ve yaşam sitili faktörleri EFA’nin HUFA’ne dönüşümünü zorlaştırabilmektedir. zayıf beslenme, market içecekleri ve hidrojenize yağ tüketimi, yeterince B1, B3, B6 ve C-vitamini, çinko, magnezyum ve manganez gibi mineralleri alamama gibi durumlarda yeterli HUFA üretimi gerçekleştirilememektedir. Çünki bahsi geçen vitamin ve mineraller bu dönüşümün kofaktörleridirler.

• Ayrıca cinsiyet farklılıkları da bu üretimde önemli bir farklılık yaratmaktadır. Hormonal sebeplerle erkekler bayanlara göre EFA’dan HUFA üretme konusunda daha dezavantajlıdırlar.

İki önemli çalışmanın bulgularına göre genç bayanlar AA dan DHA formunu çok az da olsa üretebilirler. Genç erkekler ise hiç üretemezler. Bu buluş balık yemeyen genç ve yetişkin erkekler için çok kaygı vericidir. ADHD, disleksia, dipraksia, davranış bozuklukları, öğrenme güçlüğü ve otizmin erkek çocuklarında ¼ oranında daha fazla görülme sebebi bu olabilir.

Ayrıca kafein ve uyarıcıların fazla tüketilmesi ve stress de HUFA üretimine zarar verebilmektedir.

• Beslenmemizde omega-6 nın omega-3 ‘e oranı son yüzyılda ¼’ten 1/15’e yükselmiştir. Bu oranın mental sağlık hasarları, kalp krizleri, artrit, kanser, depresyon ve antisosyal davranışların artması ile ilgisi olduğu düşünülmektedir.

• Özellikle önemli bir antioksidan olan vitamin-E’nin yeterince alınmaması; sindirilmiş gıdalardan doymamış yağ asidi üretiminin yetersiz kalmasına neden olabilmektedir.

• Omega-3 ve omega-6’nın bir biriyle denge içinde olması çok önemlidir. Omega-6’nın 0mega-3’e göre daha fazla olması vücudumuzun kimyasal dengesini bozarak inflamasyon hasarları, kalp hastalıkları ve beyin balansı bozuklukları yapabilmektedir. Denge her konuda olduğu gibi bu konuda da ana kuralımız olmalıdır.

Yağların vücuttaki işlevleri:

• Omega-3 ve omega-6 hücre membranlarının esnek olmasını sağlarlar
• Proteinlerin hücre kanalları ve alıcı sinirler olarak hareket etmelerini, hücre çeperlerine sinyal olarak iletilmelerine yardımcı olurlar.
• Hücre membranlarının, hücre sinyallerinin randımanlı olarak çalışması için önemli olan akıcılığı sağlarlar. Bazı nörotransmitterlerin ikinci mesajcıları gibi hareket ederler.
• Doymuş yağlar, suni yağlar ve kötü kolesterol hücre membranın akıcılığına zarar verir.
• Omega-3 ve omega-6 yağ asitleri bebeğin beyin ve sinir sisteminin gelişiminde ilk sırada yer alırlar. Aynı zamanda kalp ve diğer hayati organların oluşumunda da önemlidirler.
• Bağışıklık sistemi fonksiyonları, kan akışı gibi durumların yanısıra hormonal dengeyi de sağlarlar.
• Araştırmacılar omega-3 ve depresyon ile kronik yorgunluk sendromu arasında bağ olduğunu göstermişlerdir.
• Gözümüzün bir parçası olan retina ışık sinyallerinin sinirler vasıtası ile beyne gönderilmesini sağlar. Retina %30-50 oranında omega-3 yağ asidi DHA’den yapılmaktadır. DHA olmaksızın retinanın sinyal kapasitesi oldukça düşer.
• Omega-3 azlığı geceleri kötü görüş ve diğer uzaysal görme problemleri ile birlikte görülebilir. Genellikle acı, kızarıklık veya kabarıklık gibi bağışıklık sistemi reaksiyonu olarak görülen enflamasyona, artrit, koroner arter hasarları ve diğer bağışıklık sistemi hasarlarına omega-3 ve EPA’nın anti enflamasyon etkisi ile yardımcı olduğu bilinmektedir.
Omega-3 ve EPA’nın etkisi :
• metabolizma, kilo alımı ile ilgili faaliyetleri düzenleyen leptinin hormonunun salınımını artırarak obezite riskini düşürür.
• Kanserli hücrelerin gelişmesini önler
• EPA trombozisi önler.
• Çok fazla omega-6 tüketimi de enflamasyonu artırabilir.
• DGLA enflamasyonu azaltabilir. GLA dan direkt yapılabilmektedir. Eşekotu yağı ve keten tohumu yağında bulunur. Bir miktarda LA dan yapılır.(tüm bitki yağlarında mevcuttur.)
• AA inflamasyonu çoğaltabilir.( et, yumurta ve süt ürünlerinde bulunur)
• Hücre zarlarının akışkanlığını korur.
• Kandaki kolesterol ve trigliserit oranını düşürür.
• Trombosit kümelenmesini azaltır, aşırı pıhtılaşmayı engeller
• Arterin kalınlaşmasını engeller
• Arterlerin relaks olması ve genişlemesine neden olan endotelyum hücrelerinden başka kimyasallar türeten aktiviteyi artırır.
• Atherosklerozise bağlı inflamasyonu içine alan sitokin kimyasal mesajcısının üretimini azaltır.
omega-3 yağ asidi; kan basıncını düzenlemeye, kanın pıhtılaşmasını sağlamaya, sinir iletilerinin taşınmasında, alerjik reaksiyonlarda, inflamasyonda, sindirim sisteminde, böbrek fonksiyonlarının ve hormonların üretiminin düzenlenmesinde önemli rol oynayan prostaglandin hormonunun üretiminde önemli rol oynar.

Omega-3 eksikliği bulguları:

• Uyku problemleri
• Kontrolsüz davranışlar
• Anksiyete, stresle mücadele zayıflığı, ruh hali dalgalanmaları
• Huysuzluk nöbetini
• Davranış bozuklukları
• Zayıf görme, ışığa hassasiyet, sayfadaki yazıların hareket etmesi
• Zayıf hafıza ve zayıf dikkat
• Algılama güçlüğü
• Kırılgan yumuşak tırnak
• Kuru ,kepekli saç
• Sık sık susama
• Sık idrara çıkma
• Atipik alerjiler,ekzema,ciltte kuruluk ,özellikle kol ve bacaklarda pürüzlü cilt, astım
• Omega-3 (HUFA, EPA)’ün mental sağlık problemleri, depresyon, dikkat, uyku, ruh hali ile ilgili sorunlara etkide bulunduğu konusunda çalışmalar vardır.

Aşağıdaki sağlık sorunlarının tedavisinde Omega-3 yağ asidi kullanılır:
• Depresyon
• Kardiovasküler hastalıklar
• Tip 2 Diabet
• Halsizlik
• Kuru ve hassas cilt
• Saç ve tırnak kırılmalarında
• Konsantrasyon güçlüğü
• Ekem ağrıları
Omega-3 yağ asidi olan vücudumuzun ürettiği EPA; antienflamatuvar ilaçlardan farklı olarak (aspirin, ibuprofen ve COX-2 inhibitörü vb) gastrointestinal ve kardiovasküler sistemimize herhangi bir yan etkide bulunmamaktadır.

Biyokimyasal çalışmalar:
ADHD‘li ve kontrol grubundaki 96 çocuğun kandaki omega-3 ve omega-6 düzeyleri tesbit edilmiş ve bu çocuklarının ailelerine davranış, öğrenme ve sağlık sorunları ile ilgili sorular yöneltildiğinde:

• Sadece omega-6 düzeyi düşük olan çocuklarda fiziksel sağlıkla ilgili olumsuz bulgular saptanmıştır. Örnek: kuru saç ve cilt, sık soğuk algınlığı ve antibiotik kullanımı.
• Omega-3 düzeyleri düşük olan çocuklarda ise yukarıdaki fiziksel bulgulara ek olarak davranış ve öğrenme sorunlarıda gözlenmiştir.

omega-3 seviyesi çok fazla düşük olan çocuklarda gözlenen olumsuzluklar:

• Davranış problemleri
• Hiperaktivite,
• Kontrolsüzlük
• Aksiyete
• Huysuzluk
• Uyku problemleri gözlenmiştir.

ADHD’li ve otistik spektrum çocuklarla ilgili omega_3 ( HUFA) düzeyleri ile ilgili yapılan çalışmalarda da daha öncekileriyle aynı sonuçlar elde edilmiştir. Disleksik çocuk ve yetişkinlerde yapılan çalışmalarda; yüksek omega-3 seviyesi olan grupta okumanın diğerlerinden iyi olduğu ve yetişkin disleksiklerde de hafızanın daha iyi olduğu saptanmıştır. Disleksik ve otistiklerde hücre membranlarından yüksek doymamış yağ asitlerini uzaklaştıran PLA2 enzim düzeylerinin yüksek olduğu kanıtlanmıştır. Bir özel eğitim kurumunda eğitim gören ADHD bulguları da gösteren disleksik çocukların oluşturduğu kontrollü çalışma grubunun yarısına omega-3 (özellikle balık yağı, çuha çiçeği yağı ve vitamin-E) içeren suplementler kullanılmış ve diğer yarısına da bu desteğin verildiği söylenerek plasebo etkili (yalancı ilaç) kapsüller kullanılmıştır. 3 ay içinde hergün kontrol edilerek her iki grubun gelişmeleri izlenmiştir. Çalışmanın sonunda gerçek suplement tedavisi gören çocukların davranış ve konsantrasyon alanlarında inanılmaz gelişmeler gözlenmiştir.

Omega -3 almak için en iyisi doğal besinler tüketmektir. Ancak çevre kirliliği, beslenme güçlüğü gibi durumlarda suplementler tercih edilebilir. Ancak bunların da çok iyi kalite olanları yarar sağlar. Kaliteli olanları ağızda balık yağı tadı ve kokusu ya hiç bırakmaz yada çok az bırakır. Ayrıca bu suplementleri sıcaktan, ışıktan ve havadan korumak ve son kullanma tarihlerine bakmak gereklidir. Zira çabuk bozulurlar. Bunun için kapsül olanları daha kullanılışlıdır.

Omega-3 yağ asitlerinin belkide en iyisi cod liver oil‘dir. Hergün bir tatlı kaşığı yeterlidir. Yüksek doz almamaya dikkat edilmelidir. ADHD’li ve yetişkin sağlığında saptanmış kötü bir yan etki yoktur. Çok fazla alındığı durumlarda; sindirim sorunları ortaya çıkar. Geğirme, bulantı, dışkı kaçırma gibi.. Pıhtılaşma önleyici ilaçlar alınıyorsa dikkatli olunmalıdır. Genellikle uzmanlar; balık yağının günlük güvenli dozunu çocuklara 1 gr. olarak önermektedirler.

Karbonhidratlar:

Vücudumuz için enerji kaynaklarından olan karbonhidratların temel olarak
3 tipi bulunur:

• Şekerler; Meyvelerde, bazı sebzelerde, sütte, işlenmiş yiyecek ve içeceklerde bulunurlar.

• Nişastalar: hububatlarda (prinç gibi), tüm sebzelerde (özellikle patates), en çok da rafine gıdalarda bulunurlar.

• Lifli gıdalar; lif içeren gıdalar özellikle sindirim sistemine yardımcı olurlar. Sebzeler, hububatlar ve rafine edilmiş gıdalarda bulunurlar.

Şekerler doğal olarak meyve ve sütte bulunur. Beslenmede insan yapımı şekere ihtiyaç yoktur. Bu tür yiyecekler çocuğumuzun kan-şeker düzeyini ve enerji dengesini bozar, sağlıklı ve iyi davranışlara sahip olmasını engeller. Ayrıca barsaklarda mantar gibi patojenlerin oluşmasına neden olabilirler.
Vücudun şeker ihtiyacı gıdaların içeriklerinden temin edilebileceğinden dışardan şeker eklemek gerekmemektedir
10;117(3):340-8. PMID:15900589.

Karbonhidratlar:
Vücudumuz için enerji kaynaklarından olan karbonhidratların temel olarak
3 tipi bulunur:

• Şekerler; Meyvelerde, bazı sebzelerde, sütte, işlenmiş yiyecek ve içeceklerde bulunurlar.

• Nişastalar: hububatlarda (prinç gibi), tüm sebzelerde (özellikle patates), en çok da rafine gıdalarda bulunurlar.

• Lifli gıdalar; lif içeren gıdalar özellikle sindirim sistemine yardımcı olurlar. Sebzeler, hububatlar ve rafine edilmiş gıdalarda bulunurlar.

Şekerler doğal olarak meyve ve sütte bulunur. Beslenmede insan yapımı şekere ihtiyaç yoktur. Bu tür yiyecekler çocuğumuzun kan-şeker düzeyini ve enerji dengesini bozar, sağlıklı ve iyi davranışlara sahip olmasını engeller. Ayrıca barsaklarda mantar gibi patojenlerin oluşmasına neden olabilirler.
Vücudun şeker ihtiyacı gıdaların içeriklerinden temin edilebileceğinden dışardan şeker eklemek gerekmemektedir.
Bazı çocukların genetik enzim mutasyonları nedeni ile vücutda pankreasın düzgün çalışması mümkün olmadığından şeker regülasyonunu düzgün gerçekleştiremezler.
Bunun tesbiti halinde uygun suplemantasyonlar ve RNA lar kullanılarak genetik bay-pas yapılabilir. Bu yapıldığı durumda ve şeker tüketimi azltıldığında çocuktaki ruh hali dalgalanmalarının önüne geçilebilir.

Nişasta, pek çok şeker molekülünden meydana gelir. Vücut bunları genellikle basit şeker dediğimiz glikoza çevirerek enerji için kullanır. Cips, kızarmış patates ve rafine gıdalarda çok bulunur. Çok çabuk sindirilir ve kana karışıp kandaki şeker düzeyini hızla yükseltip hızla düşürerek enerji dalgalanmalarına neden olur.

Glikoz intoleransı ve antisosyal davranışlar:
Hipogliseminin işaretleri:

• Yaygaracılık
• Açlık hissi
• Baş dönmesi
• Hassasiyet
• Zayıflık,keyifsizlik
• Mide bulantısı
• Karışık ve sisli bir ruh hali
• Baş ağrısı
• Bulanık görme
• Koordinasyon düşüklüğü
• Kalp çarpıntısı
• Dil ve dudaklarda duyarsızlık
• Sersemlik/sayıklamak

Düşük kan düzeyleri de ADHD semptomlarına eşlik edebilir. Şeker hassasiyeti olan yetişkin ve çocuklarda genetik bir temel olduğu düşünülmektedir. Bunun anlamı da bazı kişilerin kandaki şeker oranlarının hızlı yükselip düşebildiğidir. Bu durum şekerli şeyler yeme ihtiyacını artırmakta; şekeri yediğimizde de kandaki şeker oranı hızla yükselip, kısa bir süre sonrada hızla düşmektedir. Böbreklerimizin üzerindeki adrenal bezlerinden adrenalin salgılanmaya başlar zamanla bir kısır döngü haline gelir ve devam eder durur. Zaman içerisinde adrenalin bezleri bozulmaya başlar görevini yeterince çabuk yapamamaya başlar ve çok fazla şeker pankreasın daha çok insülin üretmesine neden olur. Bu dalgalanmalar sürer gider. Şeker hassasiyeti olan kişilerde aynı zamanda seratonin ve beta- endorfin düzeyleri de alışılandan düşük olmaktadır. Bu durum dengeli beslenme ile kontrol altına alınabilir. Eğer tarçın, hindistancevizi ve diğer baharatları pudingimizde, tatlılarımızda kullanırsak hem bir lezzet kazandırır hem de daha az şekere ihtiyaç duyarız. Yapılan çalışmalara göre; kandaki şeker düzeyini düzenlemede tarçının katkıları bulunmaktadır. Tarçının hücrelerdeki insülini taklit etmesi ve birlikte çalışması nedeniyle özellikle diyabetli insanlara çok yardımcı olduğu bilinmektedir. (Atalarımızın sütlaç ve sahlebin üzerine tarçın serperek yemeleri bir tesadüf olmasa gerek.)
Şeker, protein ve serotonin
Gevşemek, iyi uyku uyuyabilmek, sakin ve rahat olmak, bazı durumlarla mücadele edebilmek için serotonine ihtiyacımız vardır. Serotonin trytophan aminoasitinden yapılan bir hormondur ve düşük serotonin düzeyi dürtüsel davranışlarda bozulma, depresyon ve diğer istenmeyen durumların oluşması ile ilişkilidir. Yemeğe başlarken karbonhidrattan önce protein yemezseniz bu mekanizma tam olarak çalışamaz ve yeterli serotonin üretemezsiniz. Trytophan tüm proteinlerde bulunur fakat zayıf bir amino asit olarak adlandırılır. Bunun sebebi kan beyin bariyerini geçişte zayıf olmasıdır. Eğer proteinleri gün içinde (yatana kadar ki süreçte) daha erken saatlerde yemezsek proteinler tamamen sindirilemez ve yeterince serotonin üretilemez. Buna karşın düşük GI’li bazı kompleks karbonhidratlar (örneğin: kabuğu ile haşlanmış taze patates gibi) yatmadan kısa bir süre önce yenirse aminoasitlerin hepsi kesin olarak serotonin yapmak için hemen kana karışarak, kasların gevşemesi, uyku ve duygu durumuna pozitif katkı sağlarlar .

şeker ve beta-endorfin
Beta – endorfinler uyuşturucu gibi hareket ederler. Bu yüzden vücudumuzun doğal eroini ve morfinidirler. Beta- endorfin düzeyi normal durumda ise kişi barışcıl ve kontrollü olur. Acı ile daha iyi başa çıkabilir. Eğer düşük ise kişi depresif, anksiyete içinde ve kontrolsüz olur.

Ergenlik çağında endorfin düzeylerinde dalgalanmalar olabilir. Eğer beta-endorfin düzeyi normal olarak düşükse (böyle bir genetik altyapıya sahipse) kişinin hücreleri daha çok reseptör (alıcı sinir) inşa edebilir ve bunlar da beta-endorfin düzeylerini zaptedebilirler.
Şeker alkol gibidir ve beta-endorfin salgısını karıştırır. Çocuğunuz normalden daha çok reseptöre sahipse şeker ilaç gibi hareket eder ve şiddetli şeker isteğine neden olur. Sonuç olarak da denge bozulur. Tek başına şeker ihtiyacının karşılanması bu dengeyi sağlayamaz. Fakat diyet ayarlanarak bu sorun çözülebilir. Kompleks karbonhidratlar, proteinler, esansiyel yağ asitleri, krom ve çinko içeren minerallerle bu dengeyi kurabiliriz. Sabahları kendini çok halsiz hisseden kişiler genellikle bu durumdaki kişilerdir. Sabahları biraz daha yüksek protein içeren bir kahvaltı bu durumu düzeltebilir.

Enerjimizi dengede tutmak için temel taktikler:

• Her zaman biraz proteinle sabah kahvaltısı yapılmalı.
• Beyaz yiyecekleri bırakmalı. (şeker ve sentetik tatlandırıcılar, yüksek işlemlenmiş beyaz ekmek, kekler, tatlılar vb)
• Gün boyu düzenli su tüketilmeli fakat yemek esnasında su tüketmemeye çalışılmalı.
• Taze, işlenmemiş ve organik gıda tüketilmeli.
• Ayrıca omega- 3 ve omega-6 (esansiyel yağ asitleri) tüketmeye çalışılmalı.

Vitaminler:

Vücut sağlığı için kesin olarak ihtiyaç duyduğumuz kaynaklardır.
İki tipi vardır:

• Yağda eriyenler: A, D, E, K

• Suda eriyenler: C, B, B3, B6, B12, B1, B2

A vitamini:
• Görme yeteneğini korur ve geliştirir.
• Viral enfeksiyonlarla savaşmamıza yardımcı olur.
• Hücre gelişimini destekler
• Her iki cinsiyette de kemik metabolizmasında hücre üretimi konusunda önemli yeri vardır.
Eksikliğinde iştah ve tad duyusunu azaltabilir ve bazen çeşitli tip otistik belirtiler vermelerine de neden olabilir. Ayrıca gördüğümüzü algılamada da sorunlar yaratabilir.

A vitamini, beta-karoten ve diğer karoten içeren besinler yoluyla vücutta da üretilebilir. Bu konuda bize havuç, portakal, sarı/yeşil renkteki sebze ve meyveler (doğal renkli) yardımcıdırlar. Bunlardan yüksek doz alma riski yoktur ve vücut ihtiyacı olduğu kadarını üretir.

Ayrıca et, yumurta, sakatatlardan ve tam yağlı mandıra ürünlerinden de A vitamini alınabilir.

Aşağıdaki sağlık sorunlarının tedavisinde kullanılmaktadır:
• Akne
• AIDS
• Alkolizm
• Atipik dermatit
• katarakt
• Diabet
• Kuru göz
• Memede fibrokistik hastalık
• Hassas barsak sendromu
• Lösemi
• Osteoartrit
• Kulak enfeksiyonu
• Zayıf görme
• Tiroit hastalıkları
• ülserler
• Vajinit
• Viral enfeksiyonlar
• varisin tedavisinde destek tedavi olarak kullanılır.

Karotenoidler:
Alfa ve beta karoten olarak bulunurlar.
• Hücreleri serbest radikallerin zararından korur.
• Vitamin-A sağlayan bir kaynaktır.
• Bağışıklık sisteminin çalışmasını sağlar.
• Dönüşüm sistemlerimizin düzgün çalışmasına yardımcı olur.
• Hücreler arası iletişimi destekler.
Karotenoid desteği alması gerekenler:
• Düzenli alkol ve sigara tüketenler
• Meyve ve sebzeyi az tüketenler
Aşağıdaki sağlık sorunlarında destekleyici olarak kullanılmaktadırlar.
AIDS
Yaşlılık lekeleri
Anjina pektoris
Astım
Katarakt
Servikal kanser (rahim boynu kanseri)
Kalp sağlığı problemleri
Larinks kanseri
Akciğer kanseri
Bay ve bayan kısırlığı
Osteoartirit
Işığa duyarlılık
zatürre
prostat kanseri
Romatoid artrit
Cilt kanseri
Vajinal kandida
Karotenoid içeren yiyecek kaynakları:
Havuç çeşitleri,tatlı patates,ıspanak,kıvırcık kara lahana,kara lahana ve domateste bulunmaktadır.Bu yiyeceklerin çiğ veya buharda az pişmiş halde tüketilmesi önerilir.
Uzun dönem karoten eksikliği yaşamak serbest radikallerin verdiği zarar sonucu kalp sağlığı problemleri ve kanser gibi sağlık sorunları ile karşılaşma riski yaratmaktadır.
Taze meyve ve sebzelerle alınması önerilir.

Beta karoten bulunan yiyecek kaynakları:
Taze kekik, havuç türleri,tatlı patates,ıspanak,kıvırcık kara lahana, kara lahana, şalgam, kişniş de bulunmaktadır. Çeşitli sağlık ajanslarınca günlük olarak 3 ila 6 mg. betakaroten alınması önerilmektedir

Alfa-karoten bulunan yiyecek kaynakları:
Bezelye,kişniş,İsviçre pazısı,domates ve havuç çeşitleri.
Likopen:
karoten familyasına ait Likopen sebze ve meyvelerde doğal alarak bulunan bir pigmenttir. Pek çok araştırmaya göre likopen prostat kanseri, sindirim sistemi, göğüs kanseri, bayanlarda rahim ve rahim boynu kanseri, akciğer kanseri, ve yaşlılıktan dolayı oluşan kalp dejenerasyonunu aktif olarak engelleyebilmektedir.
Likopen aynı zaman da vucut tarafından emilen bir anti-oxidant’tır ve zarar görmüş hücreleri onarmaya yardımcı olur. Anti-oxidant’lar kansere neden olabilecek DNA oksidasyonuyla savaşan bir besindir. Kandaki likopen miktarı arttıkça, okside edilmiş bileşikler azalır. Özellikle çok fazla sigara ve alkol tüketen kişilerin likopenden zengin beslenmelerinde fayda vardır.
Tropikal meyvelerde, karpuzda, kırmızı greyfurtta bulunur. Ancak likopenin %85’i domates ve domates ürünlerinde bulunur. Yapılan araştırmalar göre ; insan vücudu likopeni en iyi şekilde işlenmiş domatesten (salça, ketçap v.b.) almaktadır.
Bitkisel sterollerden zengin margarinler likopenin ve diğer karotenoidlerin emilimini düşürürler.
Aşağıdaki sağlık sorunlarının tedavisinde destek olarak kullanılmaktadır:
• Bağışıklık sistemimizi güçlendirir.
• Göğüs kanseri (kanserli hücrelerin çoğalmalarını azaltlığı yönünde).
• Rahim kanserinde kanserli hücrelerin çoğalmasını azaltır.
• Karaciğer kanseri ve özafagus (yemek borusu) kanserinden vücudumuzun korunmasına yardımcıdır.
• Ağız kanserine karşı güçlü bir destektir.
• Pankreas ve mide kanserine karşı korur.
• prostat kanserinin görülme riskini azaltır
• LDL kolesterolü (kötü huylu) düşürür ve damar tıkanıklığından korur. Böylece kalp sağlığımızı korumamıza yardımcı olur.
• Osteoporoz (kemik erimesi) riskini azaltır.
• Likopen aynı zamanda anti-oksidant bir maddede olduğu için cildimizi yaşlanma etkilerine karşı korur ve cilt kanserine karşı bize yardımcıdır.
• Rahim kanseri riskini azaltır.
• Kolon kanserinden korunmada faydası vardır.
Zengin Likopen kaynağı Besinler: Yetiştikleri toprağın yapısına,üretim biçimlerine göre besin değerleri farklılık gösterebilir.Ayrıca dalında olgunlaşan domatesler diğerlerine göre daha fazla likopen içerirler.

Lutein – Zeaksantin :
A vitamini aktivitesi göstermeyen karotenoidlerdir. bitkilerde bulunan sarı renkli organik bir renklendiricidir. Ispanak ve kara lahana gibi yeşil sebzelerin yapraklarında bulunur ve mavi ışığı emici özelliği vardır. Mavi ışığı emdiği için düşük dozlarda göze sarı ve yüksek dozlarda kırmızı-turuncu görünür.
Canlılar tarafından oksitlenme önleyici antioksidan olarak kullanılır. Genellikle yağ asitleri ile kovalent bağ halinde bulunur. Bu nedenle de derimizin yağ dokusunun çok olması nedeni ile cilt kanserinden korumada oldukça etkilidir.
Vücutta en yoğun bulundukları dokular, gözle ilgili dokulardır. Retina ve makülada 500 kat fazla bulunurlar. Lutein göz retinasının görme ile sorumlu merkezinde sarı benek adı verilen bölgesinde yüksek oranlarda bulunur. Araştırmalara göre lutein ile göz rengi arasında doğrudan bir bağ vardır. Ayrıca sarı benekteki renk fazlalığının yaşlılıkla ilgili bir görme problemi olan sarı benek tahribatı riskini azaltıcı etkisi vardır
Karaciğer dokuları, adipoz pankreas ,adrenal ve böbrek diğer bulundukları dokulardır.
Lutein sebze ve meyve tüketimi yoluyla alınması mümkündür. Lutein eksikliği olan insanlar lutein içeren yiyecekler yada doğrudan dil altına uygulanan lutein içeren spreyler bulunmaktadır. Lutein’in fazla tüketilmesi halinde betakaroten gibi cildinizin bronzlaşmasına neden olur. Günlük 0.25mg lutein önerilen optimum dozdur.
Diyetle alınan Lutein ve Zeaksantinin %78’i sebzelerden gelmektedir. Ispanak (30 gramı 3659 mg lutein ve zeaksantin), semizotu, brokoli, mısır gibi sarı renkli sebzeler, portakal, kavun ve bu bitkisel kaynaklarla beslenen hayvanların ürünlerinde bulunur. (yumurta sarısı)
Aşağıdaki sağlık problemlerinden korunma ve tedavisinde Kullanılır:
AIDS
Yaşlılığa bağlı lekeler
Anjina pektoris
Astım
Katarakt
Servikal kanser
Kalp hastalıkları
Larinks kanseri
Akciğer kanseri
Kısırlık
Osteoartrit
Işığa hassasiyet
Pnömoni
Prostat kanseri
Romatoid artrit
Cilt kanseri
Vajinal kandidiyazis
Lutein – Zeaksantin içeren yiyecek kaynakları:
Yumurtanın sarısında, kıvırcık kara lahana,ıspanak, şalgam,kara lahana,yeşil salata, brokoli, mısır, Brüksel lahanası, sakızkabağı ve mısırda bulunmaktadır.

D vitamini:
Vitamin-D nin Faydaları:
• Tip2 diyabet, kalp hastalıkları, osteoporoz, meme kanseri, kolon ve yumurtalık kanserinden korur.
• Kemik ve dişlerin sağlığını korur.
• hücrelerinizin aktivitelerini ve büyümelerini düzenler.
• İnflomasyonu azaltır.
• Bağışıklık sistemini destekler.
• Beyin fonksiyonlarında görev alan nörotransmitterlerin regüle edilmesinde de yer alır.
Son yıllarda yapılan genetik araştırmalardan izlendiği kadarı ile bazı kişilerde genetik olarak vitamin-D üreten Vitamin-D reseptörleri daha az iş görebilmektedir. Bu kişilerin vitamin-D eksikliği yaşamamaları için daha fazla Vitamin-D ye ihtiyaçları vardır.
Özellikle otizm, PDDNOS, Hiperaktivite bozukluğu gibi beyin fonksiyonlarını etkileyen durumlarda D vitamini sentezi problemleri saptanmıştır. Otizm ve benzeri sorunu olan çocuklarda ve depresyonlu kişilerin bir çoğunda VDR-Fok geni mutasyonları olduğu görülmüştür. Mental sağlıkla D vitaminin ilgisi ayrı bir tartışma konusu olarak artık ele alınmaya başlanmıştır. (bak:http://vitamindcouncil.com/health/autism/)

Ayrıca Dopamin seviyelerinde ve metil donör toleransında Vitamin D3 reseptörlerinin de rol oynadığı görülmüştür. İnanıyorum ki Vitamin D3 reseptörü ve dopamin arasında bir bağ vardır. Vitamin D dopamin sentezinde enzimin seviyesini yükseltir. Yükseltilmiş Vitamin D dopamin,norepinefrin ve epinefrinin yükselmesine öncülük etmesi beklenebilir.
VDR/Bsm – ve VDR/Taq – genlerinde mutasyon olmaması sonucu ;Vitamin D nin düzeyleri daha yüksekdir . Bu yüzden VDR Bsm ve Taq polimorfizmi negatif kişiler ddaha yüksek dopamin seviyelerine bağlı olarak Vitamin D seviyeleri gelişmiştir. Deneyimlere göre bu tür kişiler metil donör lü suplementlere ve dopamin artırıcı besinlere karşı VDR Bsm/Taq ++ varyasyonlu kişlere nazaran daha duyarlıdırlar.
Düşük glutatyon şartlarında arsenik toksisitesinden hücrelerin korunmasında yüksek dopamin düzeylerinin etkisi vardır.
Glutatyon mutasyonu ve veya CBS apregülasyonuna (düşük glutatyon) sahip COMT – ve VDR Bsm/Taq + kişiler için dopamin düzeylerini desteklemek arsenik toksisitesinin zararlı etkilerini azaltmada yardımcıdır.
Hayvanlarda kronik arsenik yüküne bağlı olarak dopamin düzeyleri düşmektedir. Bundan dolayı (düşük glutatyonla birlikte) düşük dopamin düzeyleri içinden çıkılmaz bir durum yaratır.
VDR nin (vitamin D reseptörü) işaretleyicisi Fok+ + potansiyel kan/şeker düzensizlikleri ile ilişkilidir.
Vitamin D düzeyleri de çeşitli nörolojik durumlarla yakından bağlıdır.
Kuşkusuz beyin fonksiyonlarını etkileyen yegane sorun VDR_Fok mutasyonları değildir. Nörotransmitter seviyelerini ve dengelerini etkileyen pek çok metabolik süreç vardır. MAO geni mutasyonları, aminoasit seviyeleri ,vücutta kronik bakteriyel kolonizasyonu vb…
Vitamin-D yönünden daha iyi beslenme gerektiren durumlar:
• Kemik ağrıları ve yumuşak kemikler
• Sık sık kemik kırıkları olması
• Kemik deformasyonları veya çocukta gelişim geriliği
• Coğrafi nedenlerden yada giyim alışkanlıklarından kaynaklanan güneş ışığını yeterince alamama
• Davranış problemleri ve depresyon.
• VDR Taq geninde mutasyon bulunması

Güçlü kemik ve dişlerin oluşumunda rol oynar. Beyin ve vücut sistemleri için önemlidir. Vücudumuz güneş ışığından D vitamini üretebilir. Ancak genetik mutasyonlar sonucu bazen bu süreç yeterince gerçekleştirilemez. Ayrıca bazı yiyeceklerden de direkt olarak alabiliriz: ciğer, böbrek ve balık yağı, tam yağlı mandıra ürünleri gibi. Fakat eğer barsak geçirgenlik sorunlarınız varsa bu emilimler yeterince olamayacağından bu süreç de tam olarak gerçekleştirilemez.

Vit-D eksikliğinde beden kalsiyumu yeterince kullanamaz, kemikler yumuşar ve fiziksel deformasyona uğrayabilir. Ayrıca kemik erimesi ve açıklanamayan kas ve kemik ağrılarına da neden olabilir.

Aktif vitamin-D vücudumuzun en önemli pre-hormonlarından biridir. Eksikliğinde kalp hasarları, hipertansiyon, çeşitli bağışıklık sistemi sorunları, diyabet, depresyon, kronik ağrılar,fibromiyalji, osteoartirit, kas zayıflıkları, 17 çeşit kanser görülebildiği gibi obezitenin de vitamin-D eksikliği ile bağlantılı olduğu yönünde çalışmalar mevcuttur.

Ayrıca hamilelikte Vitamin-D eksikliğinin (gelecek nesilde) hiperaktivite ve mental sağlık problemlerinin oluşmasına zemin hazırladığı bazı çalışmalarla ortaya çıkarılmıştır.

Yeterince güneşlenmemekte bu tür sorunlara davetiye çıkarabildiğ gibi yağdan fakir beslenme de Vitamin-D eksikliğine neden olabilmektedir. Çünki Vitamin-D yağda eriyen bir vitamin çeşididir. Ancak cilt sağlığı için güneşlenmeyi de fazla yağ tüketmeyi de abartmamak gereklidir.

Vitamin E:
En önemli görevi A vitaminin yok olmasını önlemektir. Hücrelerin daha uzun yaşamasını ve yenilenmesini sağlar.
Faydaları:
• Ultraviyole ışınlarından cildinizi korur.
• Serbest radikallerin hücrelere verdiği zararı önler.
• hücreler arası iletişiminizi destekler
• Prostat kanseri ve alzahimer’dan korur.
Daha yüksek E vitaminine ihtiyaç duyduğunuzu gösteren işaretler nelerdir?
• Sindirim problemleri, özellikle emilim bozuklukları.
• Kollar, bacaklar, el ve ayaklarda titreme, his kaybı.
• Karaciğer ve safrakesesi problemleri,
Güçlü bir antioksidandır. Özellikle vücudumuz ve beynimiz için gerekli yağların oluşumunda önemli rol oynar. Hayati organların, özellikle de beyin ve sinir sisteminin ihtiyacı vardır. Çünkü bunlar esansiyel omega-3 ve omega-6 yağ asitleri yönünden de zengindirler.

Vitamin E ve yağ asitleri genellikle birlikte bulunurlar ve eksikliklerinde bazı hareket ve koordinasyon bozukluklarına zemin hazırlamaktadırlar.
Ayrıca eksikliğinde vücüdumuzda oksijen taşıyan kırmızı kan hücrelerinin hassasiyetine de sebep olabilirler.

Ancak yeterince C vitamini almadıkça vitamin- E iş görmemektedir. Karşılıklı etkileşim söz kkonusudur. Genellikle doğal gıdalarda üretilir ve diğer antioksidanlarla birlikte iş görür.

Çekirdeklerde, ceviz, fındık, fıstık, tüm hububatlarda, fındık yağında, rafine edilmemiş bitkisel yağlarda, bazı sebze ve meyvelerde bulunur.

Vitamin-E;vitamin-C, selenyum ve vitamin-B6, B12, B9 (folikasit)
İle birlikte kullanıldığında ayrı ayrı alındığından da daha iyi iş görmektedir.

Vitamin K:
Genellikle yoksunluğu genellikle barsak, karaciğer ve safra kesesi ile ilgili, yani kötü bir sindirimin sonucudur.
Faydaları:
• Kanın pıhtılaşmasına yardım eder
• Kemik gelişiminde rol oynayan bazı proteinleri aktive eder.
• Oksidatif stresin hücreye zarar vermesini engeller
• Eğer iyi bir barsak florası istiyorsak bu bakterilerin üretimi için de vit-K’ya ihtiyaç vardır.
Vitamin-K takviyesi gerektiren durumlar:
• Çok fazla kanama ve vücutta çürüklerin olması
• Sindirim sistemi bozuklukları, özellikle emilim bozukluğu
• Karaciğer ve safrakesesi problemleri

Suda eriyen vitaminler:

Bu vitaminler genel olarak vücut tarafından üretilemez ve düzenli desteğe ihtiyaç vardır.

Vitamin C:

önemli bir antioksidandır.
• Hücreleri serbest radikallerin zararından korur
• Kandaki kalsiyumun bedene dağılışında büyük rol oynar.
• kanser riskini düşürür
• E vitaminin daha iyi iş görmesini sağlar.
• Demir emilimini geliştirir
• Sağlıklı kemikler, kıkırdaklar ve dişler ayrıca yaraların iyileşmesi için de gereklidir.
• Bağışıklık sistemimize yardım ederek virüs ve bakterilerden korur.
• vitamin- C doğal bir barsak yumuşatıcısıdır.
Sinir hücrelerinin membranları omega-3 yağ asitlerinden yapılırlar. Vitamin E ve vit-C içeren antioksidanlar tarafından korunmazlarsa da bozulurlar. Sinir sistemi nörotransmitter (hücreler arası sinyalizasyonda kullanılan bir madde ) yapabilmek için vitamin B, çinko, magnezyum, vitamin-C ye ihtiyaç duyarlar ki bunlarda sinirler arasındaki iletişimi sağlayan önemli oluşumlardır.

Eğer eksikse: Kişi; yorgun, enfeksiyonlara yatkın, yaraları geç iyileşen, kolaylıkla diş eti kanamalarına maruz kalan, akciğere bağlı rahatsızlıklara meyilli bir yapıda olur.

Taze meyve ve sebzelerde (yeşil sebzeler) bulunur. Fabrikasyon meyve sularında da bulunmakla birlikte çok tüketilmemesinde fayda vardır. Zira bu tür içeceklerde bozulmasını engelleyici koruyucular (sodyumbenzoat gibi )kullanılmaktadır. Sodyum benzoat vitamin -C (askorbik asit) ile birlikte kimyasal tepkimeye girerek kanserojen bir toksik kimyasal olan benzeni üretmektedir.

Mümkün olduğunca taze sebze ve meyveler tüketmeliyiz. Sebze ve meyvelerdeki vitamin-C düzeyi dondurulma işleminde değerlerinden kayba uğrarlar.Ayrıca birkaç dakikalık haşlama yada buharda pişirme esnasında değerinin %25 ini kaybeder. Bu nedenle taze ve çiğ olarak tüketilmelerinde fayda vardır.

Vitamin B: B grubu vitaminlerin hepsi beyin ve vücutta görevi olan diğer enzimlerin koenzimi olarak kullanılırlar.
Enerji üretimi için ,sağlıklı kalp,hücrelerin onarımı ve çeşitli dikkat,doğru düşünme,koordinasyon ve hafıza gibi mental fonksiyonların yerine getirilmesinde önemli rolü vardır.

B vitaminleri hep birlikte çalışırlar.

• Sindirim
• Dokuların tamirinde
• Normal büyüme ve gelişme için
• Enerji üretimi
• Beyin ve sinir sisteminin fonksiyonları
• Ciğer,böbrek ve diğer organların fonksiyonları için
• Sağlıklı kalp ve kalp dolaşımı için
• Bağışıklık sistemi
• Protein,yağ ve karbonhidrat metabolizması için
• Kırmızı kan hücrelerinin üretimi için
• Endokrin ve hormonal sistemlerde
• Hücre bölünmesinde ve DNA tamirinde
• Enzim sistemlerinde

B grubu vitaminler ; yumurta, et, mandıra ürünlerinde, doğal sebze ve hububatlarda bulunur.

Bernard Gesch tarafından yapılan bir çalışmanın sonuçlarına göre vitamin, mineral ve antioksidanların davranışlara etkisi olduğu gösterilmiştir.

İngiltere’de yüksek güvenlikli bir hapishane deki 231 gençten bir çalışma grubu oluşturulmuş ve yarısına günlük vitanmin,mineral,omega-3 ve onega-6 takviyesi (suplement takviyesi ) yapılmış;diğerlerine plasebo etkili (yalancı ilaç) kapsüller verilmiştir. 9 ay boyunca takip edilmişler ve sonuçlar karşılaştırıldığında suplement kullananların %25’inden fazlasının suç oranlarında düşme gözlenmiştir.

Vitamin B1 (Thiamine) :

Alınan karbonhidratlı besinlerden yararlanabilmesi için bedenin bu vitamine gereksinimi vardır.
Hastalar üzerinde yapılan bir çalışmada B1 vitamini eksikliği ile abur cubur ( junk food) diye nitelendirdiğimiz marketlerde satılan ürünler arasında bir bağlantı olduğu gösterilmiştir.
Özellikle gelişme çağındaki çocuklarda çabuk sinirlenme,iritasyon,saldırgan davranışlar ve düşünmeden hareket etme gibi davranış bozuklukları görülmüştür.Bu sorunun oluşmasındaki birbaşka sebep te marketlerde satılan ürünlerdeki rafine şekerlerdir( doğal olmayan meyve suları,kolalar vb..).
Bu tür içecekler ve tütün, alkol gibi kötü alışkanlıklar çocuğumuzun ve bizim vücudumuzdaki B vitaminlerinin ve esansiyel minerallerin boşalmasına neden olmaktadır (özellikle magnezyum ve çinko gibi minerallerin ). Bunlarda mental ve fiziksel sağlık sorunlarına yol açabilmektedir.
Çok fazla çay ve kahve tüketenlerde vitamin-B1 eksikliği görülme riski daha yüksektir.

Fonksiyonları:
• Enerjinizin sürekliliğini sağlamak
• Sinir ve kasların aktivitesini koordine etmek
• Kalp fonksiyonlarının düzgün çalışmasını desteklemek
• Besinlerin sindirilmesinde
• İştahı önemli oranda etkiler
• Karbonhidrat metabolizması için gereklidir

Eksikliğinde;
• Halsizlik
• İritasyon
• Zayıf hafıza
• Uyku bozuklukları
• Karın ağrısı
• Kabızlık
• iştah kaybı
• Bacaklarda batma hissi
• Özellikle kollarda uyuşukluk
• kaslarda hassasiyet. (Özellikle baldırda)
Destek olarak kullanıldığı alanlar:
• Alkolizm
• Alzheimer
• Crohn hastalığı
• Kalbin sıvı toplama ve boşaltma sorunları
• Depresyon
• Epilepsi
• Fibromyalji
• HIV/AIDS
• Multiple sclerosis ‘nin tedavisinde destek olarak kullanılır.
vitamin B1 (thiamin) içeren en sağlıklı yiyecek listesi

Vitamin B2:
Suda eriyen bu vitamini vücudumuz B1 vitaminine nazaran daha kolay depo edebilir. Bedenimiz karbonhidratlı besinlerden enerji üretmede bu vitaminden destek alır.
Gün ışığı B2 vitaminine zarar verir. Gün ışığında duran besinler 1-2 saat içinde B1 vitamininin önemli bir oranını kaybeder.
• Hücreyi oksijenin zararından korur
• Hücrelerdeki enerji üretimini destekler
• Homosistein metabolizmasında kofaktör rolü vardır

• Glutatyon geridönüşümünde rolü vardır
• B3 vitaminin üretiminde rolü vardır.
Eksikliğinde:
• ışığa hassasiyet
• göz çevresinde,yanma,kaşıntı,sulanma
• dil ve dudak etrafında hassasiyet,acı
• ağız kenarındaki deride çatlaklar
• Ciltte soyulma (özellikle burun kenarlarında)
• Halsizlik
• Erkeklerde testislerde kaşıntı
• Kötü cilt yaraları,kuru çatlaklar görülür.
• Anemi
• Carpal tünel sendromu
• katarakt
• Migren
• Vajinit
• Yanaklarda ve burun üstünde görülen sivilceye benzer deri hastalığının(daha çok bayanlarda görülür) tedavisinde Vitamin-B2 den yararlanılmaktadır.

Vitamin B 3 :
Bu vitamin nişastalı ve şekerli gıdaların sindirimi için gereklidir. Karaciğerin sağlıklı çalışmasında ,kan dolaşımının düzgün gerçekleşmesinde rolü vardır.
• Daha düşük kolestrol düzeyi sağlar
• Kan şeker düzeyinizi dengeler
• Hücrelerinizin genetik sürecini destekler
• Vücudunuzun yağ üretim sürecini destekler
• Vücudumuzun inflomasyonla mücadelesini destekler.

B3 vitaminin eksikliğinin erken dönem belirtileri:

• Yeme sorunları
• Kas zayıflığı
• Cilt problemleri( dermatid)
• Sindirim problemleri
Fiziksel travmalar, her çeşit stres, uzun süren ateş ve alkol tüketimi de Vitamin-B3 eksikliğini tetikleyen şeylerdir.

Sindirim sistemi problemleri, kronik ishal, barsak inflomasyonu, hassas barsak sendromu Vitamin-B3 eksikliğine bağlıdır. Vitamin-B3 eksikliği aynı zamanda vücutta tryptofan (amino asit) eksikliği olduğunu da gösterebilir. Çünki vücuttaki tryptofan’ın bir kısmı Vitamin-B3 ‘e çevrilmektedir.
Aşağıdaki sağlık sorunlarının tedavisinde vitamin B3 önemli rol oynar.
• Alzheimer
• katarakt
• konvülzyon
• Depresyon
• Diabet
• Gut
• Halusinasyon
• Baş ağrısı
• HIV/AIDS
• hiperaktivite
• Hipotiroidi
• Hassas barsak sendromu
• uykusuzluk
• Adet sancısı
• Multiple skleroz
• Osteoartrit
• Pellagra
• Romatoid artrit
• Koku hassasiyeti
• Tat alma duyusunda problemler
• Vertigo
B3 vitamini et,balık,fındık ve maya da bulunur. Ayrıca vücudumuz da mandıra ürünlerinde bulunan tryptophandan da (amino asit) B3 vitamini üretebilir.
Eksikliğinde dikkat, hafıza sorunları ve ishalde görülebilmektedir.(11) Omega-3 eksikliğinde de benzer etki ve sonuçlar görülebilmektedir.

Vitamin-B5:

Birçok besinde bulunduğundan eksikliği ender görülür. Ancak sindirim sistemi sorunu olan kişilerde eksikliği beklenen bir şeydir. Her tür hücreye yağların ve kolestrolün bileşimine de gereklidir.
Görevleri:
• Karbonhidratlar ve yağlardan enerji üretme
• Strese dayanıklılığı sağlayan adrenal glandı destekler
• Hücre içinde üretilen yağların yeterli üretilmesini temin etmek
• Proteinlerin fonksiyon ve şekillerini değiştirmek
Eksikliğinde:
• Adrenal yetersizlik
• Ayaklarda ateş,yanma,hissizlik,karıncalanma
• katarakt
• kronik yorgunluk sendromu
• genel halsizlik
• kanda yağ oranının yüksekliği (Hyperlipidemia )
• Osteoartrit
• Romatoid artrit
• Umursamazlık, kayıtsızlık görülür.

Vitamin B6:
B-6 vitamini pişmeyle kolay yok olduğundan pişmemiş gıdalarla almak en güzelidir. Uykusuzluk çeken ve kolay sinirlenen kişilerde eksikliği düşünülmelidir. Ancak sülfür içeren bir besin olması sebebiyle CBS+ ve SUOX mutasyonu olan kişilerin limitli tüketmesi önerilir. Hatta gerekiyorsa genetik bay-pas destekleri düşünülmelidir. Aksi halde vücutda amonyak ve sülfit gibi nöro toksik birikimlerin oluşmasına neden olabilirsiniz.
Vitamin- B6 vücutda 100 kadar enzimatik reaksiyonda görev almaktadır.
• Sinir sistemi aktivitelerini destekler
• Nişasta ve şekerlerin düzgün sindirilmesine yardımcı olur.
• Kandaki homosistein inşasında rolü vardır.
• B6 vit olmaksızın serotonin hormonu yapılamaz
• melatonin, sistein,sistatyon, epinefrin, norepinefrin ve GABA üretimi için gereklidir. Bütün bu oluşumlarda vücutta sinir sisteminin fonksiyonlarında önemli görevleri vardır.
• Metil ve sülfür metabolizmasını destekler.(CBS mutasyonu olan kişilerde dikkat edilmeli)

Eksikliğinde,
• yorgunluk ,keyifsizlik
• anemi
• cilt lezyonları, egzema, dermatid (deri inflamasyonu)
• epilepsi
• Depresyon görülebilir, davranış bozuklukları.
Aşağıdaki sağlık sorunlarının tedavisinde vitamin B6 önemli rol oynar.
• kardiovasküler sistem,
• hipertansiyon,
• atherosiklerozisin tedavisinde,
• karpaltünel sendromu,
• diyabetik nöropati,
• otizm,
• epilepsi,
• sinir sistemini ilgilendiren sorunların tedavisinde,
• Alkolizim,
• adrenal fonksiyonlarda,
• astımın tedavisinde

Vitamin B-8 (Biotin):
B kompleks vitaminlerinin en iyi bilinenlerindendir. Pek çok metabolik olayda Vitamin-B-5 (pantotenik asit) ile birlikte çalışır. Eksikliklerinde birbirlerinin çalışmasını olumsuz yönde etkilerler.
Yağ, protein ve karbonhidratların metabolizması ile ilgilidir.
Uygun koşullarda barsak biotin üretebilmektedir. Bakteriyel problemlerin yarattığı sindirim sistemi sorunlarında vücut da biotin kaynaklarından mahrum kalmaktadır.
Hamileliğin 1. ve 3. trimester’inde eksiklik halinde bebeklerde doğum defektleri oluşabilmektedir.

Faydaları:
• Sağlıklı cilt için gerekli yağ asidinin düzgün birşekilde üretilmesinde rolü vardır.
• Şekerin vücutta yeterli kullanılmasını sağlar
• Sinir hücrelerindeki enerji temininin düzgün işlemesini sağlar.
Eksikliğinde:
• Yeni doğanda saçlı deri problemleri
• Saç kayıpları
• Kas krampları, adele ağrılarına neden olabilir.
• Zayıf kas koordinasyonu görülür.(ataksi)
• Nöbet,
• ciltte kuruluğa,
• depresyona,
• uykusuzluğa

En iyi bulunduğu yiyecek kaynakları:
Yumurta sarısı ve İsviçre Pazısıdır.
Sara nöbetlerini önleyen bazı ilaçlar (carbamazepine) biotinin emilimini tehlikeye sokabilirler.
Biotin aşağıdaki sağlık sorunlarının tedavisinde önemli rol oynamaktadır:
• Saç kaybı
• Barsak düzensizlikleri; barsak inflamasyonu, hassas barsak sendromu, Crohn hastalığı, ülseratif kolit, kronik ishal
• Ataksi, nöbet, kas zayıflığı
• Yetişkinde ve yeni doğan baş derisinde seboreik dermatid.

Vitamin B-9 (folik asid):
B-12ve B-6 vitamini ile birlikte homosistein seviyelerini korurlar. İnce barsak mukusu tarafından barsakda emildikten sonra kandaki plazmaya geçer. Hücre yenilenmesi için gereklidir. Isıya ve asitlere dayanıklı olmakla birlikte ışına ve ultraviyole ışınına çok hassastır.
Besinlerdeki vitamin B-9 rafine edilmiş gıdalarda %90’nı kaybeder.

Eksikliği
• İshale
• Egzemaya
• Kansızlığa
• spina-bfida gibi önemli bir hastalığa neden olur.(anne karnındayken eksik olması halinde)

Vitamin B12:

DNA sentezi için B 12 vitaminine ihtiyaç vardır. Yani beyin ve vücut hücrelerinin üretiminde kullanılırlar.

• Kırmızı kan hücrelerinin üretimini destekler
• sinir hücrelerinin düzgün gelişmelerini sağlar
• karbonhidrat,protein ve yağ metabolizmasında rolü vardır.
• Vitamin B6,B12 ve B9(folik asit) hepsi birlikte vücuttaki homocysteine düzeyini korurlar.
• Yüksek düzeylerinde de kalp krizi ve inme riski artar.
Eksikliğinde ;

• Kol ve bacaklarda titreme
• Halusinasyon
• Hafıza kaybı vb.
• sinirlilik
• kalp çarpıntısı
• depresyon
• zayıf refleks
• saçta kepek
• yutma güçlüğü
• halsizlik
• kırmızı yada yaralı dil
• nabızda zayıf atış görülebilir.

B-12 nin midenin işlevlerini düzgün yapabilmesine de katkıda bulunur. B-12 eksikliğinde mide hücreleri inflomasyon ve iritasyon nedeni ile yeterince görevini yerine getiremez. Ayrıca mide asidi zayıflığı görülebilir.
B12 eksikliğinde alzheımer ve demans da görülebilmektedir.

Otistik çocuklarda yapılan kontrollü çalışmalarda
B6 ve magnezyum birlikte verildiğinde (takviye olarak) bazı yararları görülmüştür.

B-12 sadece hayvansal gıdalarda bulunur.
Aşağıdaki sağlık sorunlarının tedavisinde vitamin B12 önemli rol oynar.
• Alkolizm
• Anemi
• Romatoid artrit
• Bronşial astım
• kanser
• çölyak
• Crohn hastalığı
• Dermatit
• Halsizlik
• Lösemi
• Multiple Sklerozis
• Nöropati de destek tedavi olaral kullanılır.
vitamin B12 (cobalamin) içeren en sağlıklı yiyecek listesi

Folat:
Folik asit olarak da adlandırılan B kompleks vitaminlerden biridir.
Faydaları:
• Kırmızı kan hücrelerinin üretimini destekler ve kansızlığı engeller.
• Vücutta homosisteinin artışını destekler.
• hücre üretimini destekler( özellikle cilt hücrelerini)
• Sinir hücrelerinin fonksiyonlarını uygun şekilde yerine getirmesinie izin verir.
• Kemik kırıklarından ve osteoporozdan korur.
• Alzheimer ve demansdan korunmaya yardımcı olur.
Folat eksikliği vücutta homosistein üretiminde rol aldığı için eksikliğinde beyinde dopamin üretiminde bozulmaya neden olabiliyor ve Parkinson hastalığına sebep olabiliyor. Bu nedenle nörolojik sağlıkta folatın önemli bir yeri vardır.Araştırmalar kandaki folat düzeyi ile kardiyovasküler sağlık,demans ve alzheimer arasında da önemli bir ilişki olduğu yönündedir.

Eksikliğinde:
• Çabuk öfkelenme,hassasiyet
• Mental zayıflık, unutkanlık,dikkatsizlik, kafa karışıklığı
• Depresyon
• Uykusuzluk
• Genel veya kas halsizliği
• Dişeti hastalıkları veya diş etrafını saran dokularda problemler görülebilir.
• Özellikle hamilelikte eksikliği olduğu taktirde bebekte spinal tüb defekti gibi ciddi sorunlara neden olabilir.
Alzheimer, demans, serviks , rahim , akciğer , özefagus ve sindirim sistemi kanserleri (özelikle kolon), vitiligo(ciltte pigment kaybı),huzursuz bacak sendromu, sinirlilik, depresyon,uykusuzluk gibi sağlık sorunları da sıklıkla folat eksikliği ile ilgilidir. Sinir sisteminde mesaj taşıyan nörotransmitterlerin sentezi de sıklıkla folik aside bağlıdır.
Vücutta metabolik dönüşüme yeterli folik asit sağlayabilmek için Vitamin-B1, B2 ve B3 ‘ünde yeterli miktarlarda olması gereklidir. Ayrıca aşırı folik asit miktarı vitamin-B12 eksikliğini de maskeleyip gizleyebilmektedir.

Aşağıdaki sağlık sorunlarının tedavisinde Folik asit den yararlanılmaktadır:
• Alkolizm
• Anemi
• Atherosklerosiz
• Servikal tumörler
• Yarık damak ve dudak
• Crohn hastalığı
• Depresyon
• İshal
• Dişeti iltihabı
• Dil inflomasyonu
• Lipoprotein ve kolestrol metabolizması rahatsızlığı
• Barsak inflomasyonu
• uykusuzluk
• Myelopati
• Nöral tüb defekti
• Yaşlılığa bağlı olmayan demans
• Yumurtalık tümörleri
• Periodontal hastalıklar
• Huzursuz bacak sendromu
• Şizofreni
• Seboroik dermatit
• Rahim tümörleri

Vitamin –K :

Lifli yeşil sebzelerden alırız. Kanın pıhtılaşması ve uygun kemik yoğunluğu için gereklidir. Çok fazla aspirin içmek; vitamin-K nın etkisini bloke eder ve mide ile sindirim sisteminde sorunlara yol açar.

MİNERALLER:

Mineraller olmadan vücudumuzun ve beynimizin olması gerektiği gibi çalışabilmesi için gerekli vitaminler vücuda yararlı hale getirilemezler.

• Mineraller vücut hücrelerini (kemik, diş, kas, kan, doku ve sinir) inşa etmeye yardım eder.
• Hormon üretimi, kas hareketleri ile sinir iletilerinde katalizör etki yapar.
• Mineralleri vücudumuz üretemez. Dışardan almak zorundayız.

Demir:

Vücudumuza oksijen taşıyan kırmızı kan hücrelerinin yapımında bakır ile birlikte iş yapar. Demir minerali vitamin A olmadıkça çalışmaya başlayamaz
Oksijenin vücut içinde dolaşımını artırır.
Bağışıklık mekanizmasında yararı vardır.
Enerji üretiminde yeri vardır.
Demir eksikliğinde:
• Halsizlik,enerji eksikliği

• Mental performans düşüklüğüne neden olur. (Konsantrasyon eksikliği)
• Enfeksiyonlara duyarlılık yükselir
• Saç kaybı
• Baş dönmesi
• Anemiye (kansızlık)
• Baş ağrısı
• Kırılgan tırnak
• Miskinlik,duyarsızlık
• Depresyon görülebilir.
Fransa’da yapılan bir çalışmada ADHD li çocuklarda düşük ferritin (demir) düzeyleri raporlanmıştır.

ADHD‘li çocuklarda sık sık gözlenen huzursuz bacak sendromu ve düzensiz uyku durumunun düşük demir düzeyinden kaynaklanabildiği görülmüştür.

Fitatlardan zengin yiyecekler tüketilmeli, C vitamini alınmalı ve çayla birlikte gıda tüketilmemesine de dikkat edilmelidir.
Çocuğunuz hiperaktif yada uyuşuk ve solgunsa kandaki demir düzeyine mutlaka bakılmalıdır. Ayrıca kötü barsak bakterileri de demiri sever ve ondan beslenirler.
Aşağıda belirtilen sağlık sorunlarının tedavisinde kullanılır.
Alkolizm
Dikkat dağınıklığı
Kolit
Diabet
Özellikle adet dönemine bağlı kansızlıklarda
Demir eksikliği anemisi
Lösemi
Parazit enfeksiyonları
Huzursuz bacak sendromu
Mide ülseri
Tüberküloz
Bazı ilaç ve besinlerle birlikte kullanıldıklarında:
Aspirin ve steroid içermeyen antienflamatuvar ilaçlar (ibuprofen vb) uzun dönem kullanıldığında sindirim sisteminde kanama yaparak kansızlığa neden olabilir..
Mide asidinin salınımını engelleyerek ülser, reflü ve mide yanması tedavisinde kullanılan Histamin antagonistleri ve antiasitler demirin emilimini azaltırlar.
Neomycin gibi antibiyotiklerde demir emilimini engeller.
Stanozolol gibi sentetik anabolik steroidler de demir eksikliğine neden olabilir.
Ayrıca doğum kontrol hapları da vücuttaki demir düzeyini azaltan etkenlerdendir.
Penicilamine ve deferoxamine (desferal) gibi şelat oluşturan ajanlar yüksek demir toksisitesinde kullanılırlar.
Bazı besinler (Askorbik asit, bakır, kobalt ve manganez gibi) ve amino asitler mide asidinin salgılanmasını artırarak demirin emilimini kolaylaştırırlar. Yüksek kalsiyum alımı yiyeceklerden alınan demir emilimin azaltır.
Romatoid artritli insanların eklemlerinde demir düzeyleri yüksek bulunmuştur..

Kalsiyum:
Faydaları:
• Sağlığınızı korur, güçlü kemik ve dişler için büyük önemi vardır.
• Sinir ve kas hücrelerinin düzgün çalışmasını destekler.
• Kanın pıhtılaşmasına yardım eder.
• Kan akışı,hormon,enzim üretimi,beyne ve sinir sistemine mesaj gönderme gibi hayati fonksiyonlarda yardımcıdır.
• kalp için gereklidir.

Kalsiyum mekanizmasının iyi çalışabilmesi için, vitamin-D, vitamin-A ve magnezyuma ihtiyaç vardır. Aksi halde görevini yapamaz. Magnezyum ve kalsiyum preparatları aynı anda alındıklarında barsaktan emilirken birbirleri ile yarışırlar.Ancak mental sorunları olan kişilere kalsiyum verilirken 2 kez düşünmek gereklidir. Zira fazla kalsiyum nöronlara zarar verebilmektedir.Bu nedenle de bu tür kişilerde kalsiyumun yanında Magnezyum,Vit-D ve Vit-K preparatları birlikte küçük dozlar halinde verilmelidir.
• Vitamin-D kalsiyumun barsaklardan emilimini hızlandırır.
• Yüksek potasyum tüketimi kalsiyumun idrarla atılmasına neden olur.
• Kalsiyum içeren yiyecekler ve ilaçlar demirin emilimini azaltırlar
• Çok fazla sodyum, kafein veya protein alımı kalsiyumun idrarla atılmasına neden olur.
• Çok aşırı lifli gıda tüketimi barsakta yararlı bakterilerin üremesini teşvik eder ve kalsiyumu bağlayarak daha az emilmesine neden olur
• Tam tahıl, bakliyat, fındık, fıstık vb gıdalar kalsiyumun emilimini zorlaştırabilirler.
• Oksalik asit ve phytic asit bulunan; ıspanak, kereviz, yer fıstığı, çay ve kakao gibi gıdalar kalsiyumun daha az emilmesine neden olabilmektedirler
Eksikliğinde:
• Sık kemik kırığı
• Kas ağrıları ve spazmları
• El ve ayaklarda karıncalanma ve uyuşukluk
• Çocuklarda kemik deformitesi ve büyüme bozukluğu görülür.
Aşağıda belirtilen sağlık sorunlarının tedavisinde kullanılır.
• Katarakt
• Kolon kanseri
• Yüksek kan basıncı
• Barsak inflomasyonu
• Böbrek taşı
• Osteoporoz
• Polikistik over sendromu
• Hamilelikte preeklemsi ve hipertansiyon
• Adet öncesi sendromu

Magnezyum:

• Magnezyum yüzlerce biyolojik fonksiyon taşır. Kalp ritmi, güçlü kemik ve dişler için gereklidir.
• Protein yapımında ,
• Enerji metabolizması (kan şeker düzeyi)ve kas düzenleme,
• Bağışıklık sistemi ve kan basıncında görevleri vardır.
• Sinir ve kasların relax olmasını sağlar.
ADHD ve ADD’li çocuklar ışığa tahammülsüz veya uykusuz ve huzursuz ya da gün içinde uykulu ise kalsiyum ve magnezyumdan zengin yiyecekler vermeliyiz.
Süt ürünleri,yeşil sebzeler, tofu, sardıran, esmer pirinç ve tüm bakliyatlarda bulunur.
Özellikle alınan gıdaların rafine edilmemiş olmalarına ve taze olmalarına dikkat edilmelidir.

Gelişim geriliği bulunan çocuklara magnezyum takviyesi yapıldığında bazı yararlar gözlenmiştir.

Eksikliğinde:

• Kas zayıflığı,kaslarda ürperme
• Halsizlik
• Mide bulantısı,ülseratif kolit ve diğer sindirim sistemi problemleri
• Kas krampları
• Titreme, uyuşukluk
• Kan-şeker düzensizlikleri
• Kemiklerde yumuşaklık,zayıflık
• İştahsızlık
• Sinirlilik
• depresyon
• Baş ağrısı
• İştahsızlık
• epilepsi
• Kalp ritminde problemler de görülebilmektedir
Aşağıda belirtilen sağlık sorunlarının tedavisinde kullanılır.
• alkolizm
• aritmi
• Astım
• otizm
• kronik yorgunluk
• doğumsal kalp rahatsızlıkları
• koroner arter problemlerinde
• Diabet
• eklampsi
• Epilepsi
• Glokom
• Kalp krizi
• HIV/AIDS
• hipertansiyon
• hassas barsak sendromu
• Migren
• Multiple skleroz
• Osteoporoz
• Peptik ülser
• Pre-eklampsi
• Sistemik lupus erithematozus

Vitamin B ve magnezyum eksiklikleri sıklıkla anksiyete, depresyon ve diğer nöropsikiyatrik bozukluklara da neden olabilmektedir.

Eğer çocukta böbrek sorunları varsa magnezyum takviyesi önerilmemektedir.

Bakır:

Bakır pek çok enzimin önemli bileşenidir. Kemik, kan damarları,sinir ve bağışıklık sistemi ile cilt sağlığı için çok önemlidir. Kırmızı kan hücrelerinin oluşumunda demirle birlikte çalışır.

• Vücudun demirden faydalanmasına yardımcıdır.
• serbest radikallerin vereceği zararı azaltır.
• Kemiklerin sağlıklı olmasına yardımcıdır.
• Melanin denilen renk pigmentlerinin üretimine yardımcıdır.
• Tiroid glandının normal ve sağlıklı çalışmasına yardım eder.
• Sinir hücrelerini korumak için etrafını kılıf gibi saran myelin tabakasını korur.

Eksikliğinde:

• Tiroid hormonu anomalileri
• Kardiyovasküler hastalıklar
• Trombozis
• Zayıf glukoz toleransı
• Bazı bağışıklık sistemi anomalileri
• Ve bazı kollajen doku hastalıkları görülür.

Yapılan biyokimyasal araştırmalarda pekçok hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı sorunu olan zayıf tepkili çocuklarda bakırın oranı çinkoya göre yüksek görülür. Bununla birlikte benzer tepkiler gösteren çocuklarda tam tersi çinko yüksek, bakır düşük de olabilir. Çinko ve bakırın dengesi çok önemlidir. Çinko 3 birim ise bakır 2 birim olarak düşünülmelidir.

Eğer çocuğunuz halsiz, solgun, ödemli, idrar tutan, yavaş gelişen,saçları dökülen, anoreksik, ishalli veya dermatit gibi cilt sorunları bulunan bir çocuk ise bu yönden araştırılması gereklidir.

Lifli yeşil sebzelerde, kurutulmuş meyvelerde, fasulye, fındık, patates, böbrek, ciğer ve kakaoda bulunur.
Aşağıda belirtilen sağlık sorunlarının tedavisinde kullanılır.
• Demir anemisi
• Kan damarlarının kolay patlaması, yırtılması
• Kemik ve eklem probemleri
• Kolestrol problemleri
• Sık enfeksiyon geçirme
• Saç ve ciltte renk kaybı
• Yorgunluk ve halsizlik
• Zor nefes alma ve düzensiz kalp atımı
• Cilt yaraları
Aşırı bakır alımı karın ağrısı ve krampları, ishal, karaciğer hasarı, kusma ve bulantıya neden olur. Bazı uzmanlar şizofreni, otizm, hipertansiyon, halsizlik, kas ağrısı ve krampları, baş ağrısı, depresyon, uykusuzluk, bunama, çocukluk hiperaktivitesi, adet öncesi dönem sendromu ve kekemelik gibi sağlık sorunlarının bakır düzeyleri ile ilgili olduğunu düşünmektedirler. Postpartum depresyonun yüksek bakır düzeyleri ile bağlantılı olduğu düşünülmektedir. Bakırın mideden emilip vücuda dağılımı için mide asidinin uygun miktarlarda salınması gereklidir. Doğum kontrol hapları bakırın vücutta emilimini artırmakta, inflamasyon için kullanılan bazı anti-steroidlerin de bakır emilimini artırabileceği görüşündedirler. (etodolac, ibuprofen, nabumetone, naproxen, ve oxaprozin gibi).
Son yıllarda beslenme uzmanları bakır yüksekliğinin eksikliğine nazaran daha ciddi sağlık sorunlarına yol açtığı inancındadırlar ve bu nedenle de şehirlerdeki bakır su borularının galvanizli su boruları ile değiştirilmesini savunmaktadırlar.
Vitamin-C, demir ve manganez bakırın emilimini engeller,
Molibdenyum ve sülfür bakırın emilimini artırırlar.
Kalsiyum ve fosfor da bakırı vücuttan uzaklaştırırlar.
Barsaklarda bakır ve çinko emilebilmek için birbirleri ile yarışırlar.
Bakır enzimlere bağlı selenyumun aktivitesini engelleme özelliğine sahiptir
Aşağıda belirtilen sağlık sorunlarının tedavisinde yeri vardır.
Allerjiler
Anemi
Kellik
Uzun süre yatmaktan oluşan yaralar
Kalp hastalıkları
HIV/AIDS
Hipotiroidi
Lösemi
Osteoporoz
Diş ve diş eti hastalıkları
Romatoid artrit
Mide ülseri

Çinko:

Vücutta ve beyinde 200 den fazla biyokimyasal reaksiyon için gereklidir. Sağlıklı saç, tırnak ,beyin ve bağışıklık sistemi,seksüel gelişim vb. İçin gereklidir.
Eğer çocuğunuz omega-3 ve omega-6 yönünden zayıf besleniyorsa yeterince çinko yapamaz. Vücudumuzdaki çinkonun %20’si omega-3 ve omega-6 yağ asitleri tarafından yapılmaktadır.

Çinko ve bakır beynin hipokampus bölgesinde bulunur. Bu bölgenin bilinen en iyi rolü hafıza ve öğrenmedir. Ama duygu durumu, strese cevabı ve acıya hassasiyeti gibi konularda da regüle edici bir görevi vardır.

Yapılan bir çalışmaya göre annenin çinko eksikliğinin bağışıklık sistemine verdiği zarar üç nesil boyunca etkisini sürdürmektedir.

Demans, hiperaktivite, davranış problemleri çinko tedavileri ile yapılmaktadır. Bunun düşük çinko /yüksek bakır düzeyleri ile ilgili olduğu çeşitli çalışmalarla gösterilmiştir.

Yağda eriyen vitaminler mineral yapmak için çinkoya ihtiyaç duyarlar, aksi halde ayrıştırma yapamazlar. Örneğin: Demir vitamin A olmadıkça, kalsiyum ve potasyum da vitamin A ve D olmadıkça çalışmaya başlayamazlar.

Sinir hücrelerinin membranları omega- 3 yağ asitlerinden yapılırlar. Vitamin- E ve vitamin-C içeren antioksidanlar tarafından korunmazlarsa da bozulurlar. Sinir sistemi nörotransmitter yapabilmek için ; vitamin B,çinko,magnezyumve vitamin-C ye ihtiyaç duyarlar ki bunlarda sinirler arasındaki iletişimi sağlayan önemli oluşumlardır.

Hyperactive Children’s Support Group ve İngiliz araştırmacı Dr. Neil Ward’ın çalışmalarına göre; tatrazine içeren içeceklerden tüketen ADHD’li çocukların çinko düzeylerinin çok düşük olduğu tesbit edilmiştir. Tartrazin (E 102) Yiyecek ve içeceklere sarı renk vermek için yararlanılan bir katkı maddesidir. Alkolsüz içecekler, dondurma, şekerlemeler, pudding, spagetti başlıca bulunduğu besinlerdir. Deri döküntüleri ve astım krizlerine yol açarlar.

Çinko için en iyi kaynaklar; dana ciğeri, mantar ve ıspanaktır.
Yüksek çinko içeren besinlerin faydaları
• Kan şekerini dengede tutar
• metabolik dengenizi stabil hale getirir.
• zayıf bağışıklık sistemini güçlendirir.
• tat ve koku duyunuzun sağlıklı işlemesini destekler.
Çinko eksikliğinde:

• Vücudumuzda çinko düzeyi eksik ise enfeksiyonlara ve allerrjilere açık hale geliriz.
• Koku ve tat duyusunda zayıflık görülebilir. Buna bağlı olarak şekerli ve tuzlu yiyeceklere düşkünlük görülebilir.
• İştah azlığı
• Tiksinme
• Uyuşukluk
• Egzersiz esnasında nefes darlığı görülebilir.
• Sabırsızlık
• Depresyon
• Çocuklarda büyüme geriliği
• Ergenlik çağında doğurganlık ve ilişki kurma problemleri gözlenebilir.
• Çocuğun tırnağında beyaz çizgi ve noktalar görülebilir. (bu şekiller gelişme çağında, hamilelikte ve E vitamini ve esansiyel yağ asitleri (omega-3,omega-6) eksikliğinde de görülebilir.

İyot
Tiroid hormonlarının düzgün çalışmasını sağlar. T3 ve T4 hormonları insan metabolizması için hayati önem taşır. Yeterli iyot alınmaması halinde bu hormonlar sentezlenemez dolayısıyle de tüm hayati fonksiyonlarımızı ilgilendiren hücrelerin metabolik faaliyetleri düzgün işleyemez.

Hamilelik sürecinde yaşanan iyot yetmezliği; çocukta doğumsal tiroid yetmezliği, mental retardasyon, fiziksel gelişim geriliği, sağırlık ve spastite gibi sağlık sorunlarına yol açar. Eksikliğinde ciddi mental ve fiziksel problemlere yol açtığı için genellikle sofra tuzlarına eklenir. Ancak bazı kişlerde sık iyotlu tuz kullanımı da tiroid dokusunu baskılayarak çeşitli tiroid hastalıklarına da yol açabilmektedir. Bu açıdan doktora danışmadan iyot kullanımı önerilmez.

Vücutta dengeli bir şekilde bulunmadığında görülen rahatsızlıklar:
Guatr
Halsizlik
zayıflık (tiroid hormonuna bağlı)
Depresyon
Şişmanlık ( tiroid hormonuna bağlı)
Kalp çarpıntısı (tiroid hormonuna bağlı)
Aşağıdaki sağlık sorunlarının önlenmesinde ve tedavisinde yeri vardır.
• İdrak zayıflığı
• Doğumsal olarak tiroid yetmezliğine bağlı gelişim geriliği
• Fibrokistik meme hastalığı
• Guatr
• Hipertroidizm
• Hpotroidizm

Krom:

Faydaları:
Kanda şeker ve insülin düzeyini ayarlar.
Normal kolestrol düzeylerini destekler
Nükleik asit metabolizmasının düzenlenmesine yardımcıdır.
Eksikliğinde:
• Hyperinsulinemi (Kanda insülin düzeyi yüksekliği)
• Yüksek kan basıncı
• Yüksek trigliserit düzeyi
• Kanda şeker yüksekliği
• Yüksek kolestroldüzeyi
• İnsülin direnci
• Düşük HDL kolestrolü
İşlenmiş gıdalarda krom oranı düşer. Çelik kaplarda pişen fazla asitli yiyecekler vücutta krom birikimine neden olur. Askorbik asit (Vitamin-C) kromun emilimini artırır.
Aşağıdaki sağlık sorunlarının önlenmesinde ve tedavisinde yeri vardır.
• Akne
• Glokom
• Yüksek kolestrol seviyeleri
• Yüksek trigliserit seviyeleri
• Hypoglisemi
• Obezite
• Sedef
• Type 2 diabet
Krom kaynağı bakımından en sağlıklı yiyecekleri listesi

Vanadyum:

Vanadyum antioksidan özelliklere sahip bir mineraldir. Vanadyum adrenal bezlerinde kemiklerde ve dislerde konsantre olur .

Faydaları:

Kemiklerin ve dişlerin mineralizasyonunu geliştirir.
Yağ plakalarının parçalanmalarını kolaylastırarak atherosklerozu önler,
Anormal kan pıhtılasmalarını engeller.
Karaciğer fonksiyonunu arttırır.
Çinko gibi kan şeker düzenlemesinde rol oynar. Vanadil sülfat formu kan sekerini düsürür.
Diabet mellitus tip 1 hastalarinda glükoz alabilme imkanını arttırır ve diabet mellitus tip 2 hastalarinin tedavisinde de yararlı olur.
Atletik performansın bazı hallerinde iyileşmeler sağlar.
Ayrıca obezite tedavisinde de kullanılabilmektedir.

Etkileştiği Maddeler:

Krom ve vanadyum arasinda negatif bir iç etkileşme vardır. C vitamini ve E vitamini vanadyum düsmanıdırlar.

Aşırı Vanadyumun etkileri:

Böbreklerde hasara sebep olabilir.
Alyuvar hücre zarlarının lipid peroksidasyonuna sebep olarak onların kırılmalarına sebep olabilir.
İshale sebep olabilir.
Maniye ve manik depresyonun depresyon fazına sebep olabilir.

Vanadyum içeren gıdalar:

Kara biber
Maydanoz
Baklagiller
Deniz ürünleri
Etler
Ayçiçek yağı
Yer fıstığı yağı
Zeytin yağı
Elma
Erik
Domates
Mısır
Taze fasulye
Sarımsak
Havuç
Soğan
Lahana
Zeytinler
Buğday
Pirinç
Buğday(kara)
Yulaf
Darı
Ayçekirdeği
Dereotu tohumu
Yumurta

Batı ülkelerinde günde ortalama diyetsel vanadyum alımı :10 – 100 mcg arasında kabul edilir.

Kobalt:

Kobalt çok az miktarlarda gerekli, temel bir mikromineraldir. Kobalt, karacigerde , pankreasda, böbrekde, dalakda konsantre olur. Kobalt, alyuvarlarda konsantre olarak hemoglobin üretimini kolaylastirir. Vücutca emilen kobaltin sadece B12 vitamini olusumu için mi kullanildigi yoksa başka fonksiyonlar için de gerekip gerekmediği bilim çevrelerince henüz tartışma halindedir.

Eksikligi :

Eger B12 vitamini eksikligi yoksa eksikligine nadir rastlanır. B12 vitaminin kobalta ihtiyacı olduğundan eksikliğinde sinir sistemi fonksiyonları karışabilir.

Kobalt nadiren B12 vitamini formunda alınabilir. Genelde vücut bir sekilde kobalt eksikligini karsilamakta, eksikligine pek rastlanmamaktadir.

Batı diyetinde gıdalarla ortalama bir günde 5 – 8 mcg kobalt alınır.

Etkiledikleri :

Kobalt, bakirin fonksiyonunu arttirir.
Kobalt, demir absorpsiyonunu arttirir.
Kobalt, B12 vitaminine entegre olmustur.
B12 vitamininin bir çok biyolojik fonksiyonu kobalt dolayısı ile oluşur.
B12 vitamininin kobalt molekülü DNA sentezini kolaylaştırır.

Etkilendikleri :

Demir, vücudun kobalt absorpsiyonunu arttırır.

Toksik etkileri :
Günde 30 mg dan fazla kobalt alindiginda veya kobalt klorür formundan alinacak her hangi bir miktar kalp yetersizliğine, guatra, hipotroidizme, mide bulantısına ve kusmaya , alyuvar hücrelerinde asiri üretime , tinnutusa , isitme kaybina ve dermatide sebep olabilir.

Diyetsel Kaynaklari :

meyan kökü
atkuyrugu
nane
çitirgi(kara silcan)
stevia
ekinezya
sumak
Baklagiller
soya fasülyesi
Deniz ürünleri
deniz tarağı
istiridye
morina balığı
Et
kırmızı et
böbrek
karaciğer
incir
ispanak
sarımsak
lahana
su teresi
marul
rezene
süt
Tahıllar
buğday(kara)
Yosun
spirulina

Manganez
• Biotin, thiamin, ascorbik acit ve kolin gibi çeşitli besinlerin vücutta kullanılmalarına yardımcı olur.
• Kemiklerin güçlü ve sağlıklı olmasına yardımcı olur.
• kolestorol ve yağ asitlerinin sentezinde yardımcı olur.
• Kandaki şeker düzeyinin düzenlenmesine yardımcı olur.
• Tiroit glandının sağlıklı şekilde çalışmasına yardımcı olur.
• Sinirlerin sağlıklı işlemesine yardımcı olur.
• Hücreleri serbest radikallerin zararından korur.
Manganez metaloenzimlerin enzim aktivatörü bileşenidir.
• Glutamin enziminin
• Arginaz karaciğer enziminin
• Dekarboksilaz karaciğer enziminin
• Superoksid dismutaz enziminin (antioksidan aktivitesinde iş görmektedir)
Eksikliğinde:
• Bulantı
• Kusma
• Kanda şeker yüksekliği
• Cilt kaşıntısı
• Saçlarda renk kaybı
• Kemik kaybı
• Düşük kolestrol seviyesi
• Baş dönmesi
• İşitme kaybı
• Üreme sistemi problemleri görülebilir
Aşağıdaki sağlık sorunlarının önlenmesinde ve tedavisinde destek olarak
yeri vardır.
• Allerjiler
• Astım
• Diabet
• Epilepsi
• Kalp problemleri
• Öğrenme güçlüğü
• Multiple skleroz
• Myastenia gravis
• Osteoporoz
• Adet öncesi sendromu
• Romatoid artrit
• Şizofreni

Potasyum:
Potasyumun görevleri:
• Kalp ve sinir sisteminin fonksiyonlarını düzgün yapmasına yardım eder.
• Vücuttaki asit-baz dengesi ve elektrolit dengesine yardım eder.
• Düşük kan basıncından korur.
Eksikliğinde:
• Kas zayıflığı
• konvüzyon
• irritasyon
• halsizlik
• kalp problemleri
• kronik ishal görülür.
Aşağıdaki sağlık sorunlarının önlenmesinde ve tedavisinde destek olarak
yeri vardır.
• Katarakt
• Dehidrasyon
• Diabet
• Hepatit
• Yüksek kan basıncı
• Hassas barsak sendromu
• Osteoporoz
• İshaL, kusma veya terleme sonucu oluşan sıvı kayıplarında

Selenyum:

Bağışıklıksistemi ve antioksidan eksikliği mekanizmasında çok önemli rolü vardır.
• Hücreleri serbest radikallerin zararından korur
• Troid hormonlarının troid bezi tarafından üretilmesine imkan sağlar
• İnflomasyon riskinizi düşürür.
• Kanserden korur.
Eksikliğinde:
• Kaslarda ağrı ve zayıflık.
• Saç ve deride renk solması
• Tırnaklarda beyaz lekeler görülebilir.
Africa, Rusya, Yeni Zelanda, Çin ,ABD,Kuzey Pasifik kıyılarının bir kısmında yaşayan halklarda selenyum eksikliği riski daha yüksektir. Bu alanlarda ayrıca Vitamin-E, Vitamin-C eksikliği de gözlenmektedir. Tüm bunların sonucuda detoks yapma mekanizmasını işleten glutatyon üretimi de düşüktür.
Aşağıdaki sağlık sorunlarının önlenmesinde ve tedavisinde destek olarak
yeri vardır.

• Akne
• Astıma
• kolon kanseri
• Özefagus kanseri
• HIV/AIDS
• Erkek Kısırlığı
• Multiple sclerosis
• Yumurtalık kistleri
• Parkinson
• romatoid artrit
• Yaşlılığa bağlı katarakt
• Mide kanseri tedavisinde destek tedavi olarak kullanılır.

Lityum:
Eskiden bipolar bozukluk tedavisinde yüksek dozlarda kullanılırdı. Teksas’ta yapılan bir çalışmaya göre; içilen sulardaki lityum oranı yüksek olan bölgelerde intihar vakaları, cinayet ve tecavüz olayları görülme sıklığı daha düşük bulunmuştur. Bu çalışma çok düşük dozların da insan davranışlarına etkilerini desteklemektedir.

Son günlerde yapılan çalışmalarda ASD’li(otizmli) çocuklar ve otizmli çocuk sahibi annelerde lityum düzeylerinin düşük düzeyde olduğu saptanmıştır. (Prof. Dr. James Adams; Autism one conference 2007)

Referans:
• Schrauzer,G.N.,Shrestha,K.P.,’Lithium in drinking water and the incidences of crimes,suicides and arrests related to drug addictions’ ,Biol Trace Elem Res 25.2 (1990): 105-113.

Flavonoidler:

Bitkilerin oluşumunda bulunan doğal kimyasallardır ve sağlıklı beslenme için gereklidirler. İnsan vücudunu zararlı bakteri, virüs ve mantarlardan korumaya yardım ederler. Pek çok iltihap giderici, antiallerjik ve bağışıklık sistemini destekleme özelliğine sahip maddeler taşırlar.

Özellikle koyu renkli meyvelerde ve pişmiş domateste, yeşil çayda bulunurlar.

Antioksidanlar:

Beyin ve vücudumuzdaki kimyasal reaksiyonlara girerler. Vücudumuza zararı olan serbest radikalleri vücudumuzdan atarak sağlığımızı korurlar.

Birçok antioksidan vardır. Örn: vitamin- E’nin yağ asitlerinin oksitlenmesini engellemekte çok önemli rolü vardır.

Özellikle çocuklara çeşitli türden antioksidanlardan oluşan diyetler önerilir (vitamin A, B, C, E ve flavonoidler, CO enzim Q-10 içeren fındık, çekirdek, meyveler ve sebzeler gibi).
Çinko, bakır, selenyum gibi mineraller: glutatyon, östrojen ve melatonin (uyku için) üretimi için çok önemlidirler. Örneğin vitamin-C en önemli antioksidanlardan biridir.

Koenzim Q:
Yaşayan canlıların çoğunda Vitamin-E, vitamin-K ve folik asid yapımındaki kimyasal süreçte koenzim Q yapılmaktadır. Ancak insan metabolizmasında diğer vitaminler yapılamazken koenzim Q yapılabilmektedir.
Faydaları:
• Vitamin-E nin gücünü yeniler
• Kardiovasküler hastalıkların engellenmesine yardım eder.
• Kan şekerini ayarlar.
• Hücreyi koruma
• Enerji üretimi
Daha fazla Koenzim-Q ‘ya ihtiyacımız olduğunu gösteren bulgular:
• Anjina, aritmi, yüksek kan basıncı, koroner arter problemleri, mitral kapak prolapsussu gibi kalp hastalıkları
• Dişeti problemleri
• Mide ülserleri
Koenzim Q içeren gıdalar: Balık, sakatatlar (karaciğer, yürek, böbrek gibi) ve hububat tohumları.
İlaçların Koenzim Q ile etkileşimleri:

Kolestrol düşürücü ilaçlar (lovastatin, pravastatin ve simvastatin içeren) kandaki koenzim Q’nun daha da düşmesine neden olurlar. Bu durum çok ironiktir. Zira kalbi korumak için önerilen kolerstrol düşürücü bu ilaçlar koenzim Q’yu düşürerek kalp ve damar hastalıklarının riskini de artırabilmektedir. Son yapılan bir bilimsel çalışmaya göre bu bahsi geçen ilaçların kandaki kolestrolden çok koenzim Q’yu düşürdüğü saptanmıştır. Bu sebeple pek çok kalp hastalıkları uzmanları kolestrol düşürücü ilaçları reçete ederken rutin olarak koenzim Q suplementini de eklerler. Tansiyon düşürme amacı ile kullanılan beta blokerler de aynı yan etkiyi göstermektedirler.
Aşağıdaki sağlık sorunlarının önlenmesinde ve tedavisinde destek olarak yeri vardır.
• Anjina, aritmi, yüksek kan basıncı, koroner arter problemleri, mitral kapak prolapsussu, yüksek kan basıncı, damar tıkanıklığı gibi kalp- damar hastalıkları
• Meme kanseri
• Diabet
• HIV+/AIDS
• Kısırlık
• Kas distrofisi
• Periodontal problemler (diş eti hastalıkları vb)
• Mide Ülseri

Enzimler:
Canlılarda 2500’ün üzerinde farklı enzim bulunmaktadır. Bütün enzimler proteindirler ve proteinlerin çok özel çeşitleri katalizör olarak hareket ederler. Enzimler vücudumuz için hayati kimyasallardır. Enzimler metabolizmamızın harfi harfine çalışmasını sağlarlar.
Enzimler sindirim sisteminde sıcak ve asitler tarafından zarar görürler. Midemizdeki gastrik enzimler midede bulunan aşırı asiditeye göre dizayn edilmişlerdir ve sağlığımız için hayati önem taşırlar. Vücudumuz ateşlendiğinde, aşırı egzersizde veya yaz sıcağında fazla ısınır. Fakat bu sıcaklıklar enzimlerimizin fonksiyonlarını yerine getirmesini engelleyecek ısılar değildir.
Bizim sindirim sistemimiz büyük molekülleri emebilecek geniş ve özel alanlara sahiptir Bu sayede protein içeren yiyeceklerdeki besinleri emerek kan dolaşımımıza katarız. Bu alanlar bizim M hücrelerimizin evidirler. M hücreleri barsaklarımızdaki büyük moleküllü besinleri seçmeye oradan kan dolaşımımıza ve hücrelerimizin içine kadar ulaşmasını sağlamaya göre dizayn edilmişlerdir. Emziren anneden bebeğine geçen M hücreleri bunun için iyi bir örnektir. Zira yeni doğanda süt şekerini sindirip laktoza çevirmeye yarayan laktaz enzimini üretme yeteneği henüz oluşmadığından annenin sütü ile laktaz enzimi bebeğe geçer.
Alışıldığı üzere yiyeceklerimizi vücut sıcaklığımızın en az iki katı sıcaklıkta pişirmekteyiz. Bu sebeple taze, çiğ bitkisel yiyecekler besin enzimlerimizin birincil kaynağıdırlar. Çünki çiğ hayvansal besinler bakteriyel kontaminasyon için yüksek risk taşırlar. Besinlerden yeterince sağlanamaması halinde enzim suplementleri, tamamlayıcı tıp, doğal tıp ve fonksiyonel tıpta sağlık sorunlarının tedavisi için başarılı bir şekilde kullanmaktadırlar.
Enzimler; Sindirim sistemi enzimleri ve antioksidan enzimler olarak ikiye ayrılırlar. Sindirim sisteminin düzgün çalışması oksidasyon ve inflamasyondan korunmak, bağışıklık sistemini desteklemek ve metabolizmanın verimli çalışması için gereklidirler.
Kanıtlar göstermektedir ki hem kendi ürettiğimiz enzimler hem de dışardan suplement olarak aldığımız enzimler bozulmadan emilmektedirler. Dışarıdan alınan pakreatik enzimler pankreatik hücreler tarafından alınarak kana sevkedilir ve pankreas tarafından yeni üretilen pankreatik enzimlerle karıştırılarak barsakların içinde yeniden korunurlar.
Aşağıdaki sağlık sorunlarının önlenmesinde ve tedavisinde destek olarak yeri vardır.
• Sindirim bozukluğu ve yetersiz emilim
• Pankreatik yetersizlik
• Vücudun yağ hücrelerini absorbe edememesi
• Çölyak hastalığı
• Laktozu tolere edememek
• Trombotik hastalıklar
• Akut sinüzit
• Ameliyat sonrası
• Spor yaralanmaları
• Yiyecek alerjileri.

Benzer Konular